www.muhabbete.net Güvenli Muhabbet Etmesi İçin Kullanıcıları İçin Özel Hazırlanmış Scripit’imizi Sizlerin Kullanımına Sunuyoruz Keyifli Muhabbetler.
muhabbete.net muhabbet sitemiz hoş muhabbet ve oyun hizmeti ile sizlere güvenli bir muhabbet ortamı sağlamaktadır google aramalarında muhabbet kelimesinde saygın bir yere sayip olan muhabbete.net sizlere iyi hizmet doğru bir muhabbet hizmeti sunmak için her geçen gün kendini geliştiriyor ve muhabbet için yenilikler araştırmaya devam ediyor muhabbet farkını bizimle yaşayın
Zamanın gözleri yaslıydı, galiba sensizliğe on vardı
Belki de yanlış hatırlıyorum, sensizliği yirmi geçiyor da olabilir
Neticede sen yoktun, yine küskün, yine hayata dargındın.
Her zamanki yerimden seyrettim bahçeyi, ağaçları, gökleri
Sana selâm yolladım kuşlarla, bilmiyorum acaba ulaştı mı?
Kuşlar ulaştıramazsa bile, yağmur muhakkak ulaştırır dedim.
Ezgiler mırıldandım, solan çiçeklerin çürümüş gövdelerini seyrettim
Bir demet hüzün ısmarladım kendime, sustum, düşündüm.
Zaman, her zamanki gibi gözyaşlarını akıttı yüreğime
Gökler gürlemedi, bulutlar kararmadı, sade çiseler yağdı üzerime.
Bir şeyler kayboluyordu, ellerimle tutamadığım bir şeyler kayıyordu
Sana dair olan her şeyin beline ölüm sarılıyor, sen ölüm oluyordun.
Zaman sensizliğe gebeydi ve kâinat zorlu bir kalıbın habercisiydi
Dinliyordum, kalp ile beynin arasındaki uzun mesafeye oturmuş
Sessizliğin anlattığı seni, elleri avuçlarındaki ölümü dinliyordum
Sır tutmak zor, sır tutmak ağırdı…
Bakamıyordum, geri dönüp gözlerinin içindeki ölüme bakamıyordum
Biliyorum artık çiselemiyordu, yağmurlar yerini sağanağa bırakmıştı
Şimdi çok iyi hatırlıyorum, zaman sensizliğe on vardı
Kalbimin saati çoktan durmuş, bende de vakit sonbahardı…
Umarsızca geçen vaktim meğer ne çok değerliymiş…
Author: admin | Filed under: Aşka Dair HerşeyDeğerini bilemediğim zaman dilimlerinde,
paha biçilmez anlar yaşanılmış meğer.
İnsan bir gece vakti bunca kalabalıkta böyle
yalnız hissedince anlayabiliyor,
yalnızlığının boyutunu.
Ve ne kadar kalabalık olursa olsun çevresi,
hep yalnız kalacağını biliyor bir yarısı,
yani yarısı bir başka kentteyken…
Yarasını sarmak bir yana,
görememekmiş en büyük acısı insanın.
Kanayan bir yara değil gerçekte her daim devam edecek olan…
Kanamayan, bilinmeyen,
görünmeyen ve içini bir haşere misali milim milim kemiren
bir illetmiş meğer yara…
Şimdi ne kadar yazarsam yazayım, sen bana gelmeyeceksin bilirim.
“Ben” yine “ben” im işte yapacak hiç bir şey yok.
Yazabildiğim sürece acımı dindiriyorum ve bu yazı işte o yüzden hiç
bitmesin istiyorum.
Yazdıkça aklımda canlanan hayaline bir kez daha aşık oluyorum.
“Bir daha olmaz”dediğim çok şeyi içimde bir volkan gibi patlatıyorum.
Sana dair ne varsa önce üzerindeki örtüleri kaldırıyorum,
tozunu siliyorum ve paslı sandıklardan çıkarıyorum
yavaş yavaş…
Yüzleşmek zorunda olduğum “gerçek” bir şeyse eğer anlıyorum ki
tek “gerçek” “sen” oluyorsun.
Şimdi ne zaman içinde “sen” geçen cümleler kursam,
boynumu eğiyorum.
Gözlerin karşımda değiller biliyorum, ama bakamıyorum…
Bir gün bu yazıları okuyacaksın elbet,
ve işte filmleştirmek istemem ama, belki ben çok uzaklarda olacağım,
eğer çok uzaklardaysam şunu bil ki, aslında hep senin yanındayım.
Ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, yuvarlak bir dünya işte ya,
sana yakınlaşıyorum en nihayetinde.
Birileri hala bir denizde bir geminin önce dumanını,
sonra bacasını, sonra gövdesini görmeyi beklerken,
ben çıkıveriyorum önce acılarım, sonra gözyaşlarım
ve sonra bir “sen” olarak.
Ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, yeryüzünün kanunlarına karşı
çıkamıyorum işte,yine sana dönüyorum.
Uzaklaştığım uzaklıklar sana erişirken, yakınlaştığım uzaklıklar,
uzaklaştığım yakınlıklar, uzaklaşamadığım yakınlıklar,
yakınlaşamadığım uzaklıklar hep aynı yere geliyor; sana…
Dünya ne kadar dönerse dönsün, güneşten kurtulamıyor.
Her günün ertesi akşamlar,
her akşamın ertesi dünler birbirini kovalıyor sürekli.
Anladım ki, bende yerçekimsel bir kuvvetin etkisinde,
sençekimsel bir hayatta sadece sana dair yaşıyorum.
İnsan bazen en uzağındayken anlıyor, sevdiğinin kıymetini.
İki nokta arasındaki en kısa yol bir doğruyken,
ben hep yanlışları tercih ettim biliyorum.
Tercihler belki bana ait değildi, belki çok kavrayamadım kavramları,
ama işte en nihayetinde,sen bir ucundasın dünyanın,
ben diğer ucunda.
Ve biliyorum ki artık bizim aramızdaki en kısa yol bir doğru;
“Seni seviyorum”…
Karanlıklar hiç bu kadar kararmamıştı…
Yalnızlıklar hiç bu kadar yalnız, sensizlikler hiç bu kadar sensiz,
gözyaşları hiç bu kadar ıslak, acılar hiç bu kadar sancılı,
ben hiç bu kadar bensiz olmamıştım…
Nerdesin..?
Özledim işte seni…
Şimdi ağlamak istiyorum,
Bilmem ağlamak nasıl olur,
Ama özlemeyi bana sor…
Bir hançeri bağrıma basmak gibi,
Her gece koynumda bir yılan,
Gözlerimde bir alevle yatıyorum.
Beynimde karıncalanmış,
Sana ait anıları anıyorum.
Özledim işte diyebiliyorum…
Aklımdaki dua gibi,
Her gece seni okuyorum…
Durup dinlediğim sessizliğindi önce…
İncinmiş yanlarından tanımıştım seni.
İç’im yanmıştı kapının arkasına çömelip ellerini başının arasına aldığında
Sözcüklerine bağladım tebessümü Yâr…
Yürünesi yollar kapanası olduğunda kanadı yitik turnalar gördüm rüyamda…
Sustu(n)…. zayii oldum…
Ellerimi cebime koydum, hüzün bulaştı parmaklarıma…
Poyrazın zulmune takıldı uçurtmalarım…
Yüreğime takıldı ayaklarım. Düş’tüm; dizleri kanadı çocukluğumun…
Cân’ ımı yaktı masallar…
İltica ettiği ülkeden sınırdışı edilmiş olmanın hüznü ile açtım ellerimi
Yıldızların Sahibine…
Bir yaş düştü iç’ime…
Ardından bir kelam dilime….
*La Tâknatu … La Tâknatu minAllah…
Düş’tüm kuyuların dibine…
ama hiç düşmedim zifiri karanlık ümitsizliğe Yâr …
Şehrim bile grilere büründü… ben düşmedim ümitsizliğe…
Mavinin yankısı vardı yüreğimde…
Malumun olsun Yâr… bir düş değdi çocuk yüreğime…
Âşkı sobeliyorum iç’imde…
Kafesini açtım bunca zaman korumaya çalıştığımın…
“Git gayri… Ben senden geçtim” dedim..
“Git o Yârin ellerine…”
Titredi küçük kuş…
Çırpındı … uçtu…
Hicreti ellerine…
Aç pencereni… Sokaklar ayaz…
Güneş ısıtmaz avuçların kadar…
Mülteciyim…
Aç ellerini Yâr…
Aç ellerini..
Ve duy artık yüreğimden gelen bu sesi…
Yüreğime yangınlar bırakan bu satırları ister sitem say ,
ister öylesine karalanmış cümleler…
Farketmez !
Artık sana dair hiç bir şey fark etmez !
Hayatımın en mühim şeylerini acımadan mühimsizleştiren sen!
Geleceğime ait kurduğum hayallerin arasına korkuları sıkıştıran sen!
En sevdiğim şarkıların notalarını , zehir tadında melodilere dönüştüren sen..!
Söylesene ;
Kaç fasıllık ömrüm vardı ki zaten ,bir çırpıda yaktın mazimi , yıkıp geçtin
yaşanmamış istikbalimi…
İçimde biriktirdiklerim korkutsun seni !
Gözünden akacak olan yaşlar aleve çevirdiğin zamanımın yangınını söndürmeyecek biliyorum. Ama canın yansın istiyorum.
“ CANIN YANSIN !!! “
Yok saydığın bir mazinin hesabını soramam elbet.
Lakin sakın aklından çıkarma !
Acıların sinesine bıraktığın yarınlarımın vebali yakandadır..!
Söyleyecek,haykıracak,yazacak çok şeyim olmasına rağmen nihai duyguma
götürecek birkaç cümleyle noktalıyorum karalanmış cümlelerimi..
İyi oku , iyi dinle , iyi hisset…
Seslenişim olmayan vicdanına
Ne bu dünyada ne de öte tarafta
Helal etmiyorum hakkımı sana ..!!!
O gece gözlerini
Ellerini
Kimsesizliğimdeki kalabalık yanlarını
Ve karanlığımdaki aydınlığını;
Seni anlatmak isterdim sana
Eylül akşamlarında hüzne bakan yanlarını
Ve üşüdüğümü
Gözbebeklerimin küçüldüğünü
Silik suretlerde gecelerimi
Zamansız bi karanlığın sancısını
Ve bendeki seni;
Anlatmak isterdim sana …
Can yangınlarımı belki kimsesiz;
şikayetlerimi
ve seni anlatmak isterdim sana
haziranda bi ürkek güvercin kanadında
yüreğini…
kimsesizliğin hiçliğine bulanan ellerimi
katili olduğum kendi yüreğimi
bendeki seni
ve sadece seni anlatmak isterdim
bu hüzünlü merhaba gecesinde…
dokunsa ellerim tenine
harflere dağılan satırlar
bi adınla buluşsa manasız cümlelerde
ruhum gibi anlam bulsa sonra
sonra yeşerse yeniden yüreğimde bi kaç
kuytularda kalmış sevda menevşesi
ıslak bedenimde vuruşsa deli
ve hoyrat ve sahipsiz fırtınalar…
ve sana anlatsam sensizliği
bilir misin diye başlasam
saçmalasam ardı sıra
susmadan bıkmadan usanmadan anlatsam
yıldızları sersem ayaklarına
gök kubbede yansa eylülün aşk ateşi
sonra sen desem
sensizliği bilir misin?…
sesleri kesilse martıların
sazendeler geceye sussa
ve baksam gözlerine
sessizliğin içinde yankılansa sessizliğim
sensizliği anlatmak isterim sana
bağıra bağıra sustuğumu
gece ayazlarında kimsesiz sarhoş iniltilerini
sensizliği anlatsam sana
bu gece heybemde hüzün
ve biraz kırgınlık var sana
avuçlarımda sana hasret var
gün ağıtları var geceye
ve biraz mahzunluk çöker ardından
usul usul üzerime
bahar mateminde girerken koynuma…
Teslim olacaksın…
Kayıtsız şartsız teslim olmayı gerektirir aşk.
Bir yanın aşkta diğer yanın başka tarafta olmaz.
Beynen, kalben, ruhen, bedenen teslim olmayı bileceksin.
Her şeyinle aşka adayacaksın kendini. “Canım yanar” diye düşünmeyeceksin.
Aşk bu, yakabilir canını.
Ama sen bunu göze almazsan, dünyanın en büyük mutluluğunu da
yakalayamazsın.
Hem gülü koklamak isteyeceksin hem de “Dikensiz” olsun diyeceksin.
Olmaz öyle şey, gülü seveceksin, dikeninin batabileceğini de bileceksin.
Korkmayacaksın…
Çalışacaksın…”Aşık oldum, haydi bakalım ne olacaksa olsun” demeyeceksin.
İştir aşk, uğraştır, emektir.
Uğraşacaksın, çalışacaksın.
Besin ister aşk, tıpkı bir çiçek gibi…
Ama aşkı yaşatabilme gücün var.
Kullanırsan var.
Üşenmeyeceksin, usanmayacaksın.
Koruyacaksın…
Aşk senin en değerli varlığındır, gözünden bile sakınacaksın.
Nadide bir çiçek gibi en değerli vazoda, paha biçilmez bir mücevher gibi
en gizli kasada tutacaksın.
Dalgalanmalara açık bir duygudur aşk.
Korumazsan kırılır, kaybolur.
Saklamazsan çalarlar, üzülürsün.
(aşk’ları suskunluklar vurur)
Bitti diyorsun
Kocaman bir hava boşluğu oluşuyor yüreğim de
Birden üşüyorum
Çok üşüyorum
Garip bir dengesizlik../..yön devinimi
Otomatik bir yüreğim yok ki,
O girsin devreye ve kurtarsın beni
Ne garip değil mi..?
Şimdi ki zamanı yaşayıp,
Gelecek zamanı düşünürken,
Birdenbire geçmiş zaman kipinde takılı kalmak
Ve dalıp gitmek garip bir bilinmezliğe
Hem de çok garip
Türk dili edebiyatı şeklinde yaşanıyor aşklar
Türk dil kurumuna kendini beğendirmek ister gibi
Bitti diyorsun
Kırılıyor düşler birer birer
Ortalık düş kırıklığı sitesi
Ortalık yangın yeri
Nasıl toplarsın diye sorsam..
Hayır../..Cevaplama
Konuşmama hakkına sahipsin
Söylediklerini aleyhine delil olarak kullanabilirim
İstersen bir avukat tut diyeceğim ama
Bir avukat bile temizleyemez,
Çıkardığın yangının küllerini
Susuyorum
Susmak ağır gelse de
Bu kadar kolay işte
Kocaman bir yaşanmışlığı,
Sokaktan geçen eskiciye verir gibi,
Arkanı dönüp de gitmek
Üstüne kaç para aldın,
Yetti mi bir akşamlık otuzbeşliğine..?
Bitti diyorsun
Vuruyor bütün dalgalar yüreğime
Vuruyor umarsızlığın bütün bedenime
Şarkılar söylüyorum hiç durmadan
Şarkılar söylüyorum bir kalem de silebilenlere
Bitti diyorsun
Bu kadar kolay söylüyorsun
Cinsiyetsiz bir sevda bırakıyorsun şehir çöplüğüne
Bitti diyorsun
Tek bir kelimeyle kan döküyorsun..
Dün gece ben yine sana susadım…yavaşça ayırdım ruhu bedenden…
kalktım yanına geldim…uyuyordun…
yine öptüm seni acıyan yerlerinden…yanına kıvrıldım sessizce…
bir ölümün gizli bekçisi oldum yine…
gitmene izin vermedi yüreğim…
herşey yarım kalmışken…daha hiç birşey yerinde değilken…
daha içimden geldiği gibi, doyasıya canım diyemeden
vermeye razı değildim seni…
Ne oldu anlamadım henüz…
ben kimseyi bu denli çok, bu denli yasak sevmedim…
sevdim çünkü yasaktın kalbime…kalbim yasaktı sevmelere…
artık sevgi yoktu yüreğime…yine yapamadım…
Yine en saf duygularla sevdim…şimdi ne mi olacak?
kalbimi rahat bırakacağım istediğini sevsin
nasılsa yüreğim sevdi seni eğer bir gün olurda gidersen
o atsın kendini köprülerden…
ben kimseye bu kadar uzun yazmadım bitmek tükenmek
bilmeyerek…
yazdıkça yazasım geliyor tüm gecelerim feda olsun sana…
İlk defa benimsin dedin ve ben iilk defa seninim dedim…
ilk defa farkettim sokakta oynayan çocukların haykırışlarını…
ben ilk defa hayallerin sessiz çığlıklarını dinledim…
ilk defa fark ettim yasak sevmeleri, sevişmeleri…
meğer ne güzelmiş sevmek, sevilmek…
ne güzelmiş sevdiğinin dudaklarından değil alnından öpmek…
ne güzelmiş sokakta oynayan çocukların masum gülümsemeleri…
Meğer ne çok yakışıyormuş yeşil toprağa, mavi denize,
sevda yüreğe…
meğer ne güzelmiş bir yerlerde yaşadığını bildiğin bedende özlenmek…
meğer ne kadarda güzelmiş en çok senin yanına yakıştırılmak…
AH YAR!!!
Bütün gayem ardıma bakmadan kaçıp gitmek olsa da senin yüreğinden,
bir yanım hala bunu yapabilecek gücü kendinde bulamayacak kadar güçsüz..
En doğrusunun bu olduğunu haykırsa da kalbim, gideceği yeni yerlerde de
bu İzmir gecesinde yaşadığı duyguları yaşamaktan ölesiye korkuyor..
AH YAR!!!
Gözden uzak olan gönülden de uzak olur mu gerçekten?
Araya mesafeler girince unutulur mu anılar?
Tarihe karışır mı büyük aşklar?
Söylesene; mesafeler çare olur mu ümitsiz bir aşk hastalığına?
Aslını istersen benim hiç umudum yok..
Ben ki aylarca, yıllarca seni görmeden, duymadan, dokunmadan sevmedim mi?
Nerede, kimlerle olduğunu bilmeden, ellerin benden sonra kaç tene dokunursa dokunsun, gözlerine bir kerecik bile
bakamadığım zamanlarda da sevmedim mi seni?
Başkasıyla olduğun gerçeğinden kaçmak için dünyanın öbür ucuna gittiğim o günlerde bile aynı aşkla sevmedim mi?
AH YAR!!!
Adına aşk, saplantı, hastalık, tutku.. ya da ne dersen de;
sadece geçecek mi onu söyle?!
Bu sensiz İzmir akşamları kamçılarken hüznümü,
senden daha da uzaklarda olmak umduğum gibi
çare olacak mı bu derde?
Ya da boşver söyleme..
Sen her zamanki gibi sus en iyisi..
Bırak cevabı sensiz geçmesinden nefret ettiğim zaman versin..
Nasıl olsa ondan sonra ,ardına bakmadan çekip gidersin…
