Archive for Ağustos, 2009

Notası Yoktu Bu Aşkın..

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Sarmadan ben o çılgın sevdayı
Sormayın, hasret yıktı tahtımı..
Sevmenin yine borcunu ağır ödedim
Zorladım yılları, yar senin hiç haberin yok..

Kuru bir sevdaydı aslında..Bir o kadar yavan..Birkaç satır düşüldü sadece gecenin ayazında akıllara mıhlandığında..Yalın ve sadeydi belki..Oldukça sıradan..Ama çılgınlıktı adı..Kalemin kağıda olan tutkusu gibiydi..Ve yine onları örnek alıyordu her anımsadığında..Yazarken dudakları ile takip ediyordu söylermişcesine..
Uzun uzun yazmıştı aslında vuslatı..Her halini ele alıp değerlendirmiş, ve hemen hepsine göre hazırladığı bir senaryosu vardı..
Nitekim uzaktı vuslatı..O, ince bele sarılıp uzun uzun kokusunu çekmeyi arzularken hesaba katmamıştı hasreti..Bütün ezberlerini bozuyordu farkında olmadan..Darmadağındı..Tüm bildikleri suya yazılan yazı gibiydi..Aniden kayboluverdi..Meçhuldeki hükümdarlığının son demlerindeydi artık..

Salkım saçak sevdalandım
Söğüt dalı saçım başım
Senden sonra sokaklarda
Gölgen bile yok..

Hazırlıksızdı..Ne bu yazgıya alıştırırken kendini, ne de apansız gelen yokluğa hazırlamamıştı kendisini..Üstü başı sevda içindeydi..Aynadaki aksini tanıyamıyordu..Ne kadar değişmişti..Çok eski değildi halbuki kağıda kaleme olan hevesi, heyecanı..
Uzun uzun susmaların ardından kıyaslar başladı küçücük dünyasında..Her gördüğü yüzü ona benzetiyor, her ses tanıdık geliyordu..Asıl sancı o zaman başlıyordu..Beynini kemiren “keşkeler” e yenik düşüyordu çoğu zaman..Dili tutulur, kanı çekilir gibi olurdu böyle anlarda..
Yalnızlık ile yüzleşmeside bu anlara denk geliyordu..Ne hazin..Tecrübeli sayılırdı aslında..Çoğu kez mısralarının öznesi yapmıştı bu afili yalnızlığı..Ama hiç bu pencereden bakmamıştı..Ya da farkında değildi kendini kaleme aldığının..
Alışamıyordu yinede ayrılıklara..Bir yalan olmasını diliyordu..İnceden bir nakarat takılırdı o anlarda dudaklarının kenarına..”Acımasızca saplandı yüreğime, kaç hain bıçak..kaç uzun gece..”
Aslında diğer şarkılardan pek farkı yoktu bununda..Nasılsa o gidişin ardından her nota onun için aynı şeyi ifade ediyordu..Koca boşluğun diğer adıydı her biri..Do ya da re..Farketmiyordu..

Ben bu aşka mühürlüyüm
İlmik ilmik düğüm düğüm
Seni seçtim bana ölüm
Adın bile yok..

Hükümdarlığını feshetmiş olabilirdi belki..Ama engel değildi bunların hiçbiri..Saray soytarısını oynamaktan bile gocunmamıştı..Fermanlarındaki mühür gibiydi aşkına olan tutkusu..Sakindi bunu söylerken..Bir o kadar cesur..İpek böceği misali örmüştü kozasını..Ceplerinde biriktirdiği umutlarını alıp başucuna sonradan keşfettiği yalnızlığın tadını çıkartıyordu..Birgün evi başına yıkılıp birkaç günlüğüne hür kalacaktı..
Farkındaydı..Kelebeğin ömrü bir gündü..Huzursuzdu..Ve alacağı vardı..Ey huzur..Benden af dilemelisin gelmediğin her gün için..

Seviyorum Seni !

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Seviyorum seni. Uçsuz bucaksız bir nehir gibi sana akıyorum.
Gülüşlerini gördükçe çağlıyor umutlarım.İçimdeki tüm acılar eriyor sanki.
Uçurumun kenarında nefes alırken acıya inat sana tutunuyorum. Hayata
sımsıkı sarılıyorum.Baharlar nedense daha güzel. Rengarenk herşey.
Her cicekte senin güzelliğini temaşa ediyor gözlerim. Karanlıklarda
boğulurken şimdi yıldızlara gülümsüyor çocuksu yüzüm.
Çünkü seni seviyorum ve seviliyorum.

Her gülüşünde içimde baharlar nazlı bir gelin gibi diziliyor
gözbebeklerime.Sürgün yemiş turnalar bile gökyüzünde gökkuşağıyla
dans ediyor. Nisan yağmurları o kadar ıslatmıyor kirpiklerimi..
Baktığım her yerde gözlerin canlanıyor. Bir an üşürsem hayallerine
dalmak bile yetiyor. Gözlerinde bestelenmiş nazlı türkülerle yollara
çıkıyorum..Katığım, ekmeğim sevgin oluyor..Sana koşuyor yüreğim.
Her gece gözyaşlarınla ıslanmış yağmurla öpüşüyorum artık.
Her kelebeğe seni anlatıyor, sahile vuran her dalganın yüreğine tatlı
gülüşlerini tasvir ediyorum. Yokluğunda kanayan dudaklarımda
gelincikler, beyaz düşen saçlarıma yıldızlar konaklıyor. Her nefesini
bahar, her gülüşünü bir ömür biliyorum.
Çünkü seni seviyorum ve seviliyorum.

Kelimeler anlamını yitiriyor. Seni anlatmaktansa seni “sende” yaşıyorum.
Duvara sarılan sarmaşık gibi, karanlıklara örtülen bir ışık gibi bende
sana sarılıyorum. Fırtınalar susuyor senin geçtiğin sahillerde. Ayazlar
konaklamıyor avuç içlerimde. Artık şiirlerim hüzünde ıslanmıyor.
Doğan güneş daha güzel, doyasıya gülümsemek ve sevginde nefes
almak güzel. Ayrılığında tutulduğum hastalık bile geçti..Acılarım eriyor
günden güne. Üşümüyor yüreğim..Titreyen ellerim artık kalem
tutuyor..Her satırında mutluluklarla sana akıyor fakir cümlelerim.
Artık cümle sonundaki süslü kafiyeler hayatı yada seni anlatıyor.
Her gülüş ” seni ” andırıyor..Hayat seninle daha güzel oluyor.
Çünkü seni seviyorum ve seviliyorum.

Kırık aynalar bile şarkılarda senin gözlerini anlatıyor.Hüzün yok artık.
Bulutlar bile kulaklarıma nağmeler fısıldıyor. Yağmurun her düştüğü
yerde bir çicek ekiliyor senin adına..Kırıyorum pas tutmuş zincirleri..
Kısır döngüler başımı ağrıtmıyor..Karanlıklar içinde benliğimi aramıyorum.
Yokluğun yitik düşmüyor tozlu yollarda..Her duvarda bir gülüşün
çizili..Her cümlenden sonra içimden ” seni seviyorum ” demek geliyor.
Aldığın her nefeste daha çok gülümsüyor yüzüm. Zaman sevdaya akıyor.
Artık hüznün çeşmelerinden ayrılıkları içmiyorum. Sen varsın.
Bir nefes kadar yakınsın. Umutlarım yüreğime dolmuş ve bahar ise
gözlerimde ..Karakış olsa bile ben gözlerinde yaşıyorum güneşli
sabahları. Çünkü seni seviyorum ve seviliyorum..

Seslenişim Sanadır / Duy Beni

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Sadece Sana ;
Seslenişimdir sanadır / Duy beni

Hangi mevsimde olursa olsun sev beni.Hüzünlerin girdabında olsan da
vur beni yüreğinin kıyılarına..Yorgunluğuma, zalimliğime aldırma sen.
Sana dair nice hasret cümlesi birikti yüzümün kurak yakalarında.
Gel de bitsin bu suskunluk. Gel de sonlasın bana dair yokluk.
Sesinle düş münzevi karanlığıma. Perdelerimde zemheri beklerken
sen gülüşlerinle baharı doğur gözlerime..Susma ne olur. Kendim kadar
kapladığım yalnızlıktan kurtar beni. Çek beni anlamın
kutsallığına.Eteklerindeki tüm mucizeleri savur göğsümün bozkır
yavanlığına..Seccademde kurumaya yüz tutmuş güllere uzat nefesindeki
ab- ı hayatı. Bağırmasan da olur.Fısılda yeter. .Durma öylece.
Olur olmadık gülümse bana. Gül pazarlarında aradığım yeter seni,
düş imkansızlığıma. Susadığım yeter, avuçlarından akıt dilsiz yüreğimi.
Kelimelerim dökülsün gözlerinden. Nefesine gurûb eden sızılara inat
sokul sen kokan baharlarıma. Gri’ye bürünmüş kentime gözlerinin rengini
bırak.İçimde susturduğum çocukluğuma bayram sevinçlerini bırak.
Yüzündeki gülüşlerini ver bana. Giyineyim sonra. Kent kent dolaşayım.
Seni anlatayım her bir mahlukata. Avuçlarımdan sızan bayramlık sabahı
intiharlarına inat sen yüzündeki Reyhan bahçelerini bahşet yaraları
dudaklarıma. Yalpalayan sesimi tut sesinle. Adressizliğimin boşluğunu
varlığınla kapat…Sonra da kirli yüzümü gözyaşlarınla sil.Sustuğuma
bakma sen. Suskunluğumun her bir zerresinde avaz avaz seni
andım..Tükettim dudaklarımdaki tüm kelimeleri. Yüklemim ben.
Öznesiz yaşayamam..Seslenişimdir sanadır..Duy beni gizli öznem.

Gelişim sanadır../ Kabul et beni..

Gözlerin yollarda biliyorum. Aldırma sen yüreğimde biriken senli
cümlelerin tenhalığına. Peçesini ellerimle yırtacağım bir gecenin
sabahında kavuşacağım sana. Elimde sana bahsettiğim kırmızı saçlı
bez bebek. Avuçlarımda bir miktar gözyaşı. Gözlerimiz gözlerimize
kavuşacak o an. O an kirpiklerime uzanacak susuzluğun. Kana kana
içeceksin yüreğimin sana vaat edilmiş gülüşlerini..Yırtacaksın
suskunluğumu. Bir gelincik toprağı yarıp gökyüzüne ellerini uzatacak.
Belki de Musa’nın asasını vurduğu yerden güller inkişaf edecek duaya
durmuş avuçlara..Arala perdelerini. Gözlerini pencerelere yaklaştır.
Özenle tara saçlarını..Her zamankinden farklı olarak gözlerini
kalabalıklara çevir. Bozkır yüzümü ara içi boş cümlelerin müsvedde
kağıt gibi atıldığı duraklarda..Gelemezsem eğer bil ki bir bülbül
gözyaşlarını bıçaklamaktadır gülün dudaklarında..Tükettim tüm
yolları.Bekleneni ben, bekleyeni sen. Gelişim sanadır.
Kabul et beni dudağımdaki son cümlem…

Nefesimdir sana / Kat beni kendine..

Bilirsin kendim kadar yalnız, sen kadar kalabalıktır yüreğim. Adından
sonra başlar nufüsum. Nefesimdir sana sevgili. Biliyorum şimdi
sonbahardayız. Kuru dallarına inat gülüşlerinin tazeliğini getir bana.
Sen konuşurken ben sustum. Kapattım tüm cümleleri… Mühürledim
sensizliği anan her bir kepengi. Biliyorum suskunluğumun
adressizliğindeyim. İçi boş bir kalabalığın içindeyim. Gözlerimdeki
grileşen hayatın yorgun sabahındayım. Sabır kuyuların dibindeyim.
Aldığım her nefesin sonuna ilmeklediğim seni yaşamaktayım. Yorgun
yüreğimin dudaklarında senin adını yakmaktayım. Yüzündeki açan
baharları yüzümün gölgelerine savur Aydınlansın içimdeki karanlık.
Nefesine kabul et beni. İçine kat ki; arınsın içimde kanayan
çocuk..Nefesimdir sana..Ben ” kendimden ” vazgeçtim.Beni bende öldür.
Öldür ki; sende doğayım yeniden. Köklerim sende kalsın. Saçlarından
ötesini bilmesin ellerim. Gözlerim ise gözlerinden başka yurt
edinmesin.Hadi sevgili. ..Sev beni ..Sev ki bende sonlasın amel
defterim.Sev diyorum. Kendinden daha çok sev beni..Eğer ki; ıslak
kirpiklerini yüreğimle kurulayamasam dudaklarıma ilmeklediğim
fatiha’lar sonum olsun..Seccademe sirayet eden gözlerini gülüşlerimle
bahara kavuşturamasam nefesime ‘ La İlahe..’ lâfzı vurulsun..
Kat beni kendine..Sebebim sensin..Gayri ben yokum sende yaşarken.
Ben “seninim ” gayri.. Öldüm..Öldüm..Sonra sende vücut buldum
sırf senin hayatında bir dua miktarı yer tutabilmek için…

Bir dua miktarı sevgi istiyorum senden..
Fazla vaktim yok.
Hadi uzat ellerini.
Duy seslenişimi..
Bekle sabırsızca sana gelişimi..
Kendimin sonunu hazırlarken,
Aslında sana doğuyorum

Kökleri sana ait bir hayat istiyorum sadece
Daha fazla kurabileceğim cümle de yok..
Nefesime sarıl
Gözetle perdelerin ardından..
Elbet bu karanlık aydınlığa gurûb edecek..

Bilirsin beni..
Kendim kadar yalnızım..
Eğer sen varsan,
Ben de varım bilesin

” Bir dua miktarı olsa da sevginden mahrum etme beni sevgili ”

Kendi Anlamsızlığımda Yok Oluşun Tadını Çıkarıyorum..

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Hayalleri mi de alıp götürdün giderken, keşke onları alabilseydim senden…
Ben, bu devrin aşığı olamadım, ayak oyunlarına, ayak uyduramadım, ne çok açık kapı bırakmışım meğer, içimde çalınmadık elmas, yakut, inci ve mercan bırakmamışlar…

Kalbim bomboş derler ya, işte öyle… Ama bildiğin gibi değil, içimde değer kalmadı… Öyle boş… Bomboş…
Şimdi öğreniyorum, hayatın acı gerçeklerini… Dostun bile gerçekte dost olmadığını, kardeşin bile kardeş…

Bir anda ters esince rüzgâr, değişiveriyormuş beklentiler…

(Herşey değişiyorda ben hala üç nokta koymaktayım yazdıklarıma, bu değişmiyor)

Anlam yüklemekteymişim herşeye, bir ahşabı boyamak gibi birşey, kuru, yalın renksiz bir çerçeveymişsinde, her renge boyamışım… Kendi boyadığım çerçeveden görmüşüm seni… Aşık olmuşum…

Sende bundan mı korkuyordun?
Seni her şeyden çok sevdim derken, acaba ben bunuda mı uyduruyordum?

Hadi gözlerim yanlış anladı, kulaklarım yanlış duydu, kalbim yanlış hissetti! Peki ya okuduklarım? Olabilir, okuduğumuda anlamamış olabilirim… Haklısın…

Şimdi bu bile bende bir aşama, dün arabanın içerisinde geçirdiğim travma ile içimde bulunan tıkalı damarlar açıldı belki… Yazıyorum… Yaz/ı/yor/um, yorumlamayasın… Bu kendimle yüzleşme… Sen içinde yoksun, hiç olmadın… Bay X, çerçevesini boyadığım, elmaslarımı, yakutlarımı, incilerimi, mercanlarımı çalan hırsız…

Aşk sana dokunmaktı bir zamanlar
Aşk ağlamaktı sebepsiz
Aynı noktaya bakmaktı…
Gözgöze gelince gülmekti…
Her sabah telefona bakmaktı,
Anlam katmaktı, doğan güneşe…
Şimdi herşey yapayalnız…
Kelebekler konacak çiçek arıyor bahçemde…

Biliyor musun?
Gözüme bakıp içinde ayıp arayanlar
Bir şey bulamadılar!
Açtım gözlerimi kocaman, daha iyi görsünler diye, kendilerine inanamadılar!
Çok uzun zaman oldu sevdiğim şarkıları dinlemez oldum, şarkılardan bile kaçar olmuşum… Ne çok yutmuş, ne çok tutmuşum, ne çok kırılmış, ne kadar çok kaybolmuşum…

Artık anlamsızlıklara anlam yükleme çabasında değilim..
Kendi anlamsızlığımda yok oluşun tadını çıkarıyorum…

Ölüm Bile Son Değil Bize

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Hüznün elleri yine ellerimde
Sevdanın gölgesi sürgün, bir hayal şehrine
En uzak sahiller küle çağırıyor ateşlerimi
Gözlerimdeki kahreden sonsuzluğa bak
sakın görme

Yalnızlığın keskin tadı ile kanamakta hüznüm
Kirpiklerimden akan her damlada ıslanan
Bir ölüm sevdalısı dudaklarım
Sakın Öpme

Dertlerini dert etmeliyim kendime, sevinçlerinle mutlanmalıyım
düşlerimde. Öykülerin içinden çıkıp tutmalısın ellerimi bir gün,
hiç bitmesin dediğimiz uzun bir yolculuğa el ele çıkmalıyız. Kanamalı bir
haber ile ikimizi kaybetmeliler bir trafik kazasında… Kana benzeyen, sol
yanımızdan akıp giden hüzünlerimiz olmalı bedenimizden. Sıradan insanlar
olmadık hiç biz, sıradan bir ölü de olamayız. Kan revan parçalarımız
birbirine karıştığında bile ruhlarımız çırılçıplak sevişecek sevgili.

Seninle ölmek bulunmaz bir lezzet

Tadı damağımızda kalan bu mutsuz yaşantı, bu akıp giden hayat
ardımızda kalmalı bir gün. Aşkımızı anlatan kitaplar yok satmalı.
Dudaklarıma teslim ettiğinde canını; cehennemi daha fazla yakamayız
ateşimizle korkma, cennete gülüşlerimizden daha güzel çiçekler ekemeyiz
üzülme. Artık kırık bekleyişler yok, özlemli şiirler yok, tenhalaşmış
karanlık yılların önemi yok sevgili. Yaşamıyoruz ya… Bak, yaşamak
kadar üzücü değilmiş aklımızı çelen şu ölüm.

“Gülümsemelerim aynalarda paramparça şimdi
Ve sarılmalarımızın gölgesi yok sevgili

Annesi babası ölmüş yetim bir sevda bıraktık çocuklarımıza. Yaşamımıza
katık yapamadığımız en can yakan yoklukları miras bıraktık oğlumuza ve
düş de olsa gerçeklerle kirletilmemiş bir günden kalma masum bir gelinlik
bıraktık kızımıza. Artık bugünün zorlukları ile mücadele etmek yok,
gelecek kaygısı ve kadere isyan yok… Bu hüznü anlatmaya yetmez
29 harf, belki de yeni bir lisan yaratmalıyız inanılır olmayan sevdaları
anlatmak üzere

Sen yine çocuklarla çocuk ol
Benimle Sevda…
Lakin alışmalısın bu ölüm denilen yaşama.
Başka bir dünyanın şarkılarını söyleyeceğim sana
Yine hüznüm yüzün ve yine divane güzüm

Mutlu bir hikaye bırakamadım ardımda en çok buna üzüleceğim sanırım.
Her daim gülümseyen hüznümle mutlu sonlara ulaşamadığım ketum bir
alfabe dudaklarımda. Ufuklara bakan yaslı kirpiklerimle, nereye varmak
istedim ve nerdeyim

Bir ay ışığı gibi doğamayacağız artık sevdamızla gecelere, terkedilmiş
yıldızları da döktüm eteklerimden. Hayata açılan bir yolumuz yok artık.
Her şeye alışmadık mı sevgili… Acı bir öykünün içine sıkışıp, düşlerimizi
yağmalayan bir hüzünle ölmedik mi her soluk alıp verişimizde

Ey ölümü bile güzelleştiren yar,
Bu dünya bizim dünyamız değildi zaten
Şimdi kaybolduğuma da üzülmüyorum ben
Hani göğsüne yaslayıp başımı
Kalbinin ritmini duyamayacağım ya
Tek derdim bu

Kardelenler Yalnız Ağlar…

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

“Yaşama düşülen notlarla albümler hazırladık biz geleceğe,
Kor yalnızlıklarımızın nehirleri hiç bulamadılar Kaf dağını…
İçimizde zümrüt yeşili bir dağ, ülkümüzdür hüzünlü halaylar
Çığlıklarımız derindir dostlar, çünkü kardelenler yalnız ağlar…”

Evet sevgili. Hepimiz bir bekleyiş afetinde gecenin içinden gelen perileri karşılarız. İçimizdeki atlıların dünyayı turlamak için çıktıkları seferlerden dönüşünü beklerken, deşildikçe kanayan, kanadıkça bizi hazin ağrılara iten elim bir yaranın ertelenmiş sargılarını yoklarız, titrek ve okşanası ellerimizle.

Şüphedir kol gezen içimizde, karanlık ve serkeş gecelerce. Hayat iksiri dediğimiz acı şerbetlerde bir virüs yer bitirir bizi. Kimi yorgun bir kral, kimi de hüzünlü bir kraliçenin kentinde uykusuz geceler geçirir, bedeli arzuyla ödenen aklımızın derin kuyularında kendi çıkrığımızın kemendi oluruz.

Hiçbir rüyamız tekin değildir oysa. Endamımıza çivilediğimiz kader çarkının çürük tahtalarına gözyaşlarımızı düşürdükçe, korkularımıza da aldırmamayı öğreniriz. Güneş vurmayan odalarımızın köşelerinde okuldan kaçtığımız günlerin saatlerini yeniden kurar, anahtarlarını bir daha bulamayacağımız çocukluğumuzun oyuncaklarını özleriz. İnfialimiz sabırdır, ölüme diş bileyen sorgusuz kalabalıkların içinden sevgiyle geçerek, yüreğimizin ışıklarını sonsuza dek yakmak isteriz.

Adını koyamadığımız sevda denizlerinde frekansı hep ayrılığa çıkan şarkılarda sana dökecek gözyaşım kalsaydı eğer, “al senin olsun” derdim, gülüşlerinle değiş tokuş ederek. Avcısının sadece kendimiz olduğumuz derin ormanlarda insafsız tuzaklarla ömür sürmeyi severiz. Bunca yıldızın ışıdığı gecelerde içimizi buran aromalı tutkularla kolaçan ederiz yüreğimizi. Bir zaman sonra hiç hatırlayamayacağımız bir rüyanın tabirine zihin yorar, düşlerimizin yitik kıyılarında hülyalı şarkılara kadeh kaldırırız.

Şirindir oysa Rana’mız. Kapısını tırnakladığımız hücre yalnızlıklarımızın bileti dönüşe kesilmemiş düş yolculuklarında mutluluğa ramak kalmışken, aşikâr fırtınalarda üşürüz. Acıkmışlığımızı anımsarız sonra, buzlu bir tabaktan yargıları ayıklar, akıntıda rapsodi yaşarız. Arlanırız, bütün sevgi sözlerine tok karınla gülümser, gönül içinde rüzgâr yalnızlıkların hazin sesini dinleriz.
Değişen, zamandır anlayacağın. Sözle düzelmez, közle sınanmaz gerçeklerin sayıklamalarında yüreğimizde dil izleri, ruhumuzda aşk türküleri ile takvimlerin yapraklarını yolarız hoyrat ellerimizle. Yaşamın huzmesinden sızan ışıklarla sendeleriz bir zaman sonra. Sevdaya ve aşka yazdığımız mektuplar birikir köşelerde. Ruhumuza yakıştıramadıklarımız, endamına yakışmadıklarımızla ve umutların bilinmeyen uğraklarında ezgin kanar içimiz, umut yorgunu, sevi fakiri kalırız.

Pusat bir saklının yarına taşınacak yükleri bekler avlumuzda. Bobinlere sardığımız özlem kokularıyla geleceğe mektuplardır kim bilir yaşadıklarımız. Bu kalabalık insan harmanında adresi ayrılığa çıkan, şifresi hiç çözülemeyen anlatılarla büyürüz. Hıçkırıklarını hiç duyamadığımız kardelenlerin kentlerini arayarak gözlerimizin altında büyüyen derin halkalarla kalırız bir zaman. Aşka mendil salladıkça, sevdaya şiirler karaladıkça, biz kendi bataklığımızda boğuluruz.
Kelepçeliyiz işte. Duldası yürekte sonlanan bir aşka çadırlar, nice sevdalara kurt kapanları kurduk dağlarımızda. Yaşanılanları terk ettik, yaşanılacaklara umutsuz yelkenler açtık ve biz hala pes etmedik. Köstekli vedalarımız oldu kimi, kıyım hasretlerin terkisinde cüce kaldık, yaşamak ve sevmek şiirlerinde yüceliğin tadına vardık.

Ve ansız ışıklar düşerdi yüzüne, ellerin tele uzanır, dudaklarından dökülürdü yüreğin, eski bir anıyı hatırlarcasına. Kasım beklerdi kapında, üşümüş ellerini uzatarak. İçeriye alamazdık anıları, bilirdik ki, “hoş geldin” demekti en zor olanı. Üşümüş zemheri ayazına yatırarak gülleri en ağır sevilerde vefa arardık. Tüm yargıları unutarak yaşama tutundukça, alıp başımızı gitmeyi bu yüzden sevmezdik.

Yaşadıklarının hüzün yumaklarında ne dinleyeceksin dilimden? Evrene sığmayan o büyük sevgiler nerede hani? En katmerli günahlarımızla, en korkunç yargılarımızla, kırılan kanatlarımızla şiirler dökülmez mi dilimizden. Daraldıkça boğazımız, ırmaklara şiirler salarız biz. Biliriz ki, aşk anımsandıkça kanayan bir yara, günü gelince gizli gizli ağlarız.

Hercai iklimler uzak ürperişleri çağırır soframıza. Biliriz ki, bir gözde, yaralı bir yürekte ve yaşanmamış bir gönülde dolaşır sevda. Hep anlarımızda gizlidir, tanımını bilmediğimiz vefa. Mangal gibi bir yürekle, anılarda veririz en sonunda mola. Anla ki, hangi kapıyı çalsan ayrılık, hangi yüreğe dokunsan yalnızlık.

Paslı bir pranga aldanışı taşır şimdi bedenimin sağrısı. Yoksun ve toksun günlerdir sözlerime. Yaslı bir güz ağrısı sızlar arada gönül hücremde. Uzak bir yolsun ve doygunsun gelemeyişlerime. Sessiz bir çığlıktır şiirlerim, yankısız ulaşır evrenin en kutsal lâbirentlerine.

Duy sesimi işte, tınısından aşkı çıkar şimdi gitarının tellerinden. Hüznü bol, coşkusu az titreşimlerle inlet evreni. İçine sözlerimi sal, istersen sevdamı çal, gülsün gitar. Dola diline ve tekrarla, ama sakın ağlama. Düşmesin teline keder, bil ki gül dudaklım sevgi ve sevda, inadına AŞK eder.

Üçüncü Tekil Şahıs..O…

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Gider… O sadece gittiğini zanneder. O’nu “biz” yapan çoğulun içinden çıkar. Çoğullar tekillenir, kelimelerde “biz” biter, “o” olur…

“Ben” kalırım, hem de kaldığımla kalırım. Bizsiz “ben” o kocaman çoğulun içinde ne yapsın! Çoğulu bırakır “ben”e dönerim… Ben ve O oluruz ayrı ayrı. Ayrılık böyle başlar…

Tekil “ben”liğim içinde daralırım. Çoğuldan tekile geçmek iğne deliğinden geçmeye benzer. Eğilirim, bükülürüm, sancırım, uzanırım, kısalırım, şekilden şekile girerim, hele bir de hayatın kör gözüne denk gelmişsem… tekil ben’e geçtiğimde kim bilir kaç parçam geride kalır! Ben’e sığamaz olurum. Kaçacak, kendimi avutacak bir çoğul ararım… neye yarar! Başka çoğullarda hiçbir tekille “biz” olamam.

“Biz” olmak kolay mı? Hiç değil, hiç de kolay olmadı…

Ben’in bencilliğini mi atamadık acaba? Belki de…

Nedensiz bir çoğulun sonucu tekillik…

“Biz” den geriye “ben” ve “O” kaldı…

“O” gitti… “Ben” kaldım…

Sen Söyle Hayat…

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Su gibi akıp gitti yıllarım Aşkı ararken bitti bütün yollarım Bom boş kaldı zamanla avuçlarım Ben hep bekledim hiç giden olmadım.

Zamana yenilmedim hep bekledim dönmeni..Aşkı buldugumdan cok emindim benım ıcın aşkın anlamı da sendin aşkı var edende.Bütün umutları koydum bir yere.Sensiz gecen her gune bır umut verdım..Bekledim .. döneceginden cok emindim..günler geciyor umutlar tükeniyordu..ben sendeydim ve senden gitmeyi hiç istemedim bu asktan vazgecmedım .. umutlarım tükenene dek..bir gün baktım ki beklemek için hiç umut kalmamış gecen zamana adamak ıcın hiç birşey yoktu elimde yinede giden olmadım..

Hazırım kendimden geçmeye aşk isterse Kelebek ömrü kadar kısa sürse Dönemem artık senin olduğun şehre Kanıyor mazim içimde öylece.

Bekledim o kısacık anı yasamayı bekledım..ama gün geldi yoruldum takatim kalmadı artık gecen zamana adayacak umudum da yoktu..O kısacık an için herşeyimi vermeye hazırdım ama olmadı sen gelmedin bende gelmeye cesaret edemedim .. Korktum belki de..seni bir baskası ile bulmaktan .. kendimi kaybetmekten korktum .. nereye baksam bir anımız canlanıyor gözümde .. içim acıyor gözlerim doluyor .. meğer en büyük bilmece ayrılık denen bu işkence .. çözebilene aşk olsun .. ben çözemedim.. yoklugunda içimi acıttı varlıgında .. ” Aşk ” dedikleri bu muydu ? Yakar kavurur .. sarıp savurur muydu ? Bizi savurduğu gibi ..!

Görmeden,duymadan mümkün mü yaşamak Ellerim dokunmadan aşk yalan mı? Gerçek mi? Sen söyle hayat.

Yaşadıklarımız gerçek miydi ? Günlerce kendime sordum bu soruyu .. cevap hep aynıydı yaşanan herşey gerçekti..Yalan olan ise senin bana olan aşkın.Bana sensiz yaşanabileceğini de öğretti bu hayat..Seni düşünmeden nasıl geçer bu zaman nasıl yaparım sensiz bilmem .. biri söylemişti .. ” Varlığına alışması kolay da yokluğuna alışmak zorluyor .. ama demişti .. ama insan herşeye de alışıyor .. ”
Şimdi ” Sen söyle hayat .. alışır mıyım zamanla bu yokluğa ”

Unutmayı Denemedim Hiç…

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Sen beni sevmeyi denemedin ki hiç…Azcık birazcık bile..
Ve ben seni unutmayı denemedim ki hiç..Bi kere bile yarım kere bile..
Böyle bi çelişkiyle yaşadık hep..birimizdeki sevmeme diğerimizdeki unutmama çabasıyla..
Yakınlaşmamız ve uzaklaşmamızda çabasızdı zaten..Kader dediğimiz döngünün içinde
gelişti herşey…
Ama neden diye sormadan yapamıyor insan neden yani madem olmayacaktı madem
çıkıp gidecektin hayatımdan yada ben gönderilecektim sürgün edilecektim sensizliklere..
Neden tain edilmiştim senli yerlere…Ve şimdi neden tek başıma çekmek zorundayım
Bu sürgün sancısını..Senin hiçbi suçun yokmu yani hepsi kadermi..??
Kadere küfürler mi etmeli itirazdamı bulunmalıyım ve beni dinlemediğinde isyanmı
çıkarmalıyım sensizliğin sürgün yerinde..Ya da oturup senli yerlere protesto mu etmeliyim
günlerce aç susuz uykusuz mu kalmalıyım..Sızlar mı ozaman vicdanın severmisin beni..
Şimdi diyorum ki..Ağlasam ama çok ağlasam gözyaşlarım nehir olsa sen akıntısına kapılsan..
Bana aksan…Bana gelsen..
Saçma diymi ben ağlayamam ki hadi ağlasam gözyaşlarım nehir olmazki..
Neler saçmalıyorum ben böyle sevgili..
İşte biraz kader biraz sen tüketmediniz mi beni…

Ne Bir Sevda Ne Bir Sevinç !..

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009

Ne bir sevda kaldı ne bir sevinç..
İçimde son kalan aşkıda sende tükettim..Sende göründüğün kadar iyi değildin..
Şimdi dayanmak zor bu acıya varlıkla yokluk arasında kalan sancıya…
Halbuki neler büyütmüştüm içimde..
Çok sevecektim yine ve çok sevilecektim..Geceleri soğuk ve sessiz geçmeyecekti..
Aşk ısıtacaktı gene ve aşk şarkıları mırıldanacaktım gökyüzünü seyrederek uykuya dalarken..
Nefesim mutluluktan değil acıdan kesiliyor gene..ve gene yalnız yazıyorum aşk üzerine
tüm satırlarımı…
Ama sanki harfler bile küs bana, günlerdir bi alıpta kalemi elime aşk için iki satır yazamıyorum bile…
Ruhum baştan çıkarıyor gene beni sanki dayıyor beynime silahı sev diyor sev !
Yok artık o hatta hiç kimse..kimi seveyim diyorum..
Sen sev diyor sevdikçe acı çekiyorum diyorum sadece surat asıyor..
Ne kalbim ne ruhum beni anlamıyor..
Artık sevecek takatim kalmadı..Ben iyiye dair herşeyi tükettim..
En çokta kendimi tükettim..Tanımadığım bir sürü yabancı adamla…
Onlar hiç göründükleri kadar iyi olmadılar..Yada ben onları tanıyacak kadar akıllı..
Ve aslında ben asla göründüğüm kadar güçlü olmadım..