Archive for Eylül, 2009

SENSİZLİĞE ON VARDI

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Zamanın gözleri yaslıydı, galiba sensizliğe on vardı
Belki de yanlış hatırlıyorum, sensizliği yirmi geçiyor da olabilir
Neticede sen yoktun, yine küskün, yine hayata dargındın.
Her zamanki yerimden seyrettim bahçeyi, ağaçları, gökleri
Sana selâm yolladım kuşlarla, bilmiyorum acaba ulaştı mı?
Kuşlar ulaştıramazsa bile, yağmur muhakkak ulaştırır dedim.

Ezgiler mırıldandım, solan çiçeklerin çürümüş gövdelerini seyrettim
Bir demet hüzün ısmarladım kendime, sustum, düşündüm.
Zaman, her zamanki gibi gözyaşlarını akıttı yüreğime
Gökler gürlemedi, bulutlar kararmadı, sade çiseler yağdı üzerime.

Bir şeyler kayboluyordu, ellerimle tutamadığım bir şeyler kayıyordu
Sana dair olan her şeyin beline ölüm sarılıyor, sen ölüm oluyordun.
Zaman sensizliğe gebeydi ve kâinat zorlu bir kalıbın habercisiydi
Dinliyordum, kalp ile beynin arasındaki uzun mesafeye oturmuş
Sessizliğin anlattığı seni, elleri avuçlarındaki ölümü dinliyordum

Sır tutmak zor, sır tutmak ağırdı…
Bakamıyordum, geri dönüp gözlerinin içindeki ölüme bakamıyordum
Biliyorum artık çiselemiyordu, yağmurlar yerini sağanağa bırakmıştı
Şimdi çok iyi hatırlıyorum, zaman sensizliğe on vardı
Kalbimin saati çoktan durmuş, bende de vakit sonbahardı…

Umarsızca geçen vaktim meğer ne çok değerliymiş…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Değerini bilemediğim zaman dilimlerinde,
paha biçilmez anlar yaşanılmış meğer.
İnsan bir gece vakti bunca kalabalıkta böyle
yalnız hissedince anlayabiliyor,
yalnızlığının boyutunu.

Ve ne kadar kalabalık olursa olsun çevresi,
hep yalnız kalacağını biliyor bir yarısı,
yani yarısı bir başka kentteyken…

Yarasını sarmak bir yana,
görememekmiş en büyük acısı insanın.
Kanayan bir yara değil gerçekte her daim devam edecek olan…
Kanamayan, bilinmeyen,
görünmeyen ve içini bir haşere misali milim milim kemiren
bir illetmiş meğer yara…

Şimdi ne kadar yazarsam yazayım, sen bana gelmeyeceksin bilirim.
“Ben” yine “ben” im işte yapacak hiç bir şey yok.
Yazabildiğim sürece acımı dindiriyorum ve bu yazı işte o yüzden hiç
bitmesin istiyorum.
Yazdıkça aklımda canlanan hayaline bir kez daha aşık oluyorum.
“Bir daha olmaz”dediğim çok şeyi içimde bir volkan gibi patlatıyorum.
Sana dair ne varsa önce üzerindeki örtüleri kaldırıyorum,
tozunu siliyorum ve paslı sandıklardan çıkarıyorum
yavaş yavaş…

Yüzleşmek zorunda olduğum “gerçek” bir şeyse eğer anlıyorum ki
tek “gerçek” “sen” oluyorsun.

Şimdi ne zaman içinde “sen” geçen cümleler kursam,
boynumu eğiyorum.
Gözlerin karşımda değiller biliyorum, ama bakamıyorum…

Bir gün bu yazıları okuyacaksın elbet,
ve işte filmleştirmek istemem ama, belki ben çok uzaklarda olacağım,
eğer çok uzaklardaysam şunu bil ki, aslında hep senin yanındayım.

Ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, yuvarlak bir dünya işte ya,
sana yakınlaşıyorum en nihayetinde.
Birileri hala bir denizde bir geminin önce dumanını,
sonra bacasını, sonra gövdesini görmeyi beklerken,
ben çıkıveriyorum önce acılarım, sonra gözyaşlarım
ve sonra bir “sen” olarak.
Ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, yeryüzünün kanunlarına karşı
çıkamıyorum işte,yine sana dönüyorum.

Uzaklaştığım uzaklıklar sana erişirken, yakınlaştığım uzaklıklar,
uzaklaştığım yakınlıklar, uzaklaşamadığım yakınlıklar,
yakınlaşamadığım uzaklıklar hep aynı yere geliyor; sana…

Dünya ne kadar dönerse dönsün, güneşten kurtulamıyor.
Her günün ertesi akşamlar,
her akşamın ertesi dünler birbirini kovalıyor sürekli.
Anladım ki, bende yerçekimsel bir kuvvetin etkisinde,
sençekimsel bir hayatta sadece sana dair yaşıyorum.

İnsan bazen en uzağındayken anlıyor, sevdiğinin kıymetini.
İki nokta arasındaki en kısa yol bir doğruyken,
ben hep yanlışları tercih ettim biliyorum.
Tercihler belki bana ait değildi, belki çok kavrayamadım kavramları,
ama işte en nihayetinde,sen bir ucundasın dünyanın,
ben diğer ucunda.
Ve biliyorum ki artık bizim aramızdaki en kısa yol bir doğru;
“Seni seviyorum”…

Karanlıklar hiç bu kadar kararmamıştı…

Yalnızlıklar hiç bu kadar yalnız, sensizlikler hiç bu kadar sensiz,
gözyaşları hiç bu kadar ıslak, acılar hiç bu kadar sancılı,
ben hiç bu kadar bensiz olmamıştım…

Nerdesin..?

Özledim işte seni…

Şimdi ağlamak istiyorum,

Bilmem ağlamak nasıl olur,

Ama özlemeyi bana sor…

Bir hançeri bağrıma basmak gibi,

Her gece koynumda bir yılan,

Gözlerimde bir alevle yatıyorum.

Beynimde karıncalanmış,

Sana ait anıları anıyorum.

Özledim işte diyebiliyorum…

Aklımdaki dua gibi,

Her gece seni okuyorum…

Duy Sesimi….!

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Durup dinlediğim sessizliğindi önce…
İncinmiş yanlarından tanımıştım seni.
İç’im yanmıştı kapının arkasına çömelip ellerini başının arasına aldığında

Sözcüklerine bağladım tebessümü Yâr…
Yürünesi yollar kapanası olduğunda kanadı yitik turnalar gördüm rüyamda…

Sustu(n)…. zayii oldum…

Ellerimi cebime koydum, hüzün bulaştı parmaklarıma…
Poyrazın zulmune takıldı uçurtmalarım…

Yüreğime takıldı ayaklarım. Düş’tüm; dizleri kanadı çocukluğumun…
Cân’ ımı yaktı masallar…
İltica ettiği ülkeden sınırdışı edilmiş olmanın hüznü ile açtım ellerimi
Yıldızların Sahibine…
Bir yaş düştü iç’ime…
Ardından bir kelam dilime….

*La Tâknatu … La Tâknatu minAllah…

Düş’tüm kuyuların dibine…
ama hiç düşmedim zifiri karanlık ümitsizliğe Yâr …

Şehrim bile grilere büründü… ben düşmedim ümitsizliğe…
Mavinin yankısı vardı yüreğimde…

Malumun olsun Yâr… bir düş değdi çocuk yüreğime…

Âşkı sobeliyorum iç’imde…

Kafesini açtım bunca zaman korumaya çalıştığımın…

“Git gayri… Ben senden geçtim” dedim..
“Git o Yârin ellerine…”

Titredi küçük kuş…
Çırpındı … uçtu…

Hicreti ellerine…

Aç pencereni… Sokaklar ayaz…

Güneş ısıtmaz avuçların kadar…

Mülteciyim…

Aç ellerini Yâr…

Aç ellerini..

Ve duy artık yüreğimden gelen bu sesi…

Helal Etmiyorum Hakkımı Sana !!!

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Yüreğime yangınlar bırakan bu satırları ister sitem say ,
ister öylesine karalanmış cümleler…
Farketmez !

Artık sana dair hiç bir şey fark etmez !
Hayatımın en mühim şeylerini acımadan mühimsizleştiren sen!
Geleceğime ait kurduğum hayallerin arasına korkuları sıkıştıran sen!
En sevdiğim şarkıların notalarını , zehir tadında melodilere dönüştüren sen..!
Söylesene ;

Kaç fasıllık ömrüm vardı ki zaten ,bir çırpıda yaktın mazimi , yıkıp geçtin
yaşanmamış istikbalimi…

İçimde biriktirdiklerim korkutsun seni !

Gözünden akacak olan yaşlar aleve çevirdiğin zamanımın yangınını söndürmeyecek biliyorum. Ama canın yansın istiyorum.
“ CANIN YANSIN !!! “

Yok saydığın bir mazinin hesabını soramam elbet.
Lakin sakın aklından çıkarma !
Acıların sinesine bıraktığın yarınlarımın vebali yakandadır..!

Söyleyecek,haykıracak,yazacak çok şeyim olmasına rağmen nihai duyguma
götürecek birkaç cümleyle noktalıyorum karalanmış cümlelerimi..
İyi oku , iyi dinle , iyi hisset…

Seslenişim olmayan vicdanına

Ne bu dünyada ne de öte tarafta
Helal etmiyorum hakkımı sana ..!!!

Seni anlatmak isterdim sana !…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

O gece gözlerini

Ellerini

Kimsesizliğimdeki kalabalık yanlarını

Ve karanlığımdaki aydınlığını;

Seni anlatmak isterdim sana

Eylül akşamlarında hüzne bakan yanlarını

Ve üşüdüğümü

Gözbebeklerimin küçüldüğünü

Silik suretlerde gecelerimi

Zamansız bi karanlığın sancısını

Ve bendeki seni;

Anlatmak isterdim sana …

Can yangınlarımı belki kimsesiz;

şikayetlerimi

ve seni anlatmak isterdim sana

haziranda bi ürkek güvercin kanadında

yüreğini…

kimsesizliğin hiçliğine bulanan ellerimi

katili olduğum kendi yüreğimi

bendeki seni

ve sadece seni anlatmak isterdim

bu hüzünlü merhaba gecesinde…

dokunsa ellerim tenine

harflere dağılan satırlar

bi adınla buluşsa manasız cümlelerde

ruhum gibi anlam bulsa sonra

sonra yeşerse yeniden yüreğimde bi kaç

kuytularda kalmış sevda menevşesi

ıslak bedenimde vuruşsa deli

ve hoyrat ve sahipsiz fırtınalar…

ve sana anlatsam sensizliği

bilir misin diye başlasam

saçmalasam ardı sıra

susmadan bıkmadan usanmadan anlatsam

yıldızları sersem ayaklarına

gök kubbede yansa eylülün aşk ateşi

sonra sen desem

sensizliği bilir misin?…

sesleri kesilse martıların

sazendeler geceye sussa

ve baksam gözlerine

sessizliğin içinde yankılansa sessizliğim

sensizliği anlatmak isterim sana

bağıra bağıra sustuğumu

gece ayazlarında kimsesiz sarhoş iniltilerini

sensizliği anlatsam sana

bu gece heybemde hüzün

ve biraz kırgınlık var sana

avuçlarımda sana hasret var

gün ağıtları var geceye

ve biraz mahzunluk çöker ardından

usul usul üzerime

bahar mateminde girerken koynuma…

Teslim olacaksın…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Teslim olacaksın…

Kayıtsız şartsız teslim olmayı gerektirir aşk.
Bir yanın aşkta diğer yanın başka tarafta olmaz.
Beynen, kalben, ruhen, bedenen teslim olmayı bileceksin.
Her şeyinle aşka adayacaksın kendini. “Canım yanar” diye düşünmeyeceksin.
Aşk bu, yakabilir canını.
Ama sen bunu göze almazsan, dünyanın en büyük mutluluğunu da
yakalayamazsın.
Hem gülü koklamak isteyeceksin hem de “Dikensiz” olsun diyeceksin.
Olmaz öyle şey, gülü seveceksin, dikeninin batabileceğini de bileceksin.

Korkmayacaksın…

Çalışacaksın…”Aşık oldum, haydi bakalım ne olacaksa olsun” demeyeceksin.
İştir aşk, uğraştır, emektir.
Uğraşacaksın, çalışacaksın.
Besin ister aşk, tıpkı bir çiçek gibi…
Ama aşkı yaşatabilme gücün var.
Kullanırsan var.
Üşenmeyeceksin, usanmayacaksın.

Koruyacaksın…

Aşk senin en değerli varlığındır, gözünden bile sakınacaksın.
Nadide bir çiçek gibi en değerli vazoda, paha biçilmez bir mücevher gibi
en gizli kasada tutacaksın.
Dalgalanmalara açık bir duygudur aşk.
Korumazsan kırılır, kaybolur.
Saklamazsan çalarlar, üzülürsün.

(aşk’ları suskunluklar vurur)

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

(aşk’ları suskunluklar vurur)

Bitti diyorsun

Kocaman bir hava boşluğu oluşuyor yüreğim de

Birden üşüyorum

Çok üşüyorum

Garip bir dengesizlik../..yön devinimi

Otomatik bir yüreğim yok ki,

O girsin devreye ve kurtarsın beni

Ne garip değil mi..?

Şimdi ki zamanı yaşayıp,

Gelecek zamanı düşünürken,

Birdenbire geçmiş zaman kipinde takılı kalmak

Ve dalıp gitmek garip bir bilinmezliğe

Hem de çok garip

Türk dili edebiyatı şeklinde yaşanıyor aşklar

Türk dil kurumuna kendini beğendirmek ister gibi

Bitti diyorsun

Kırılıyor düşler birer birer

Ortalık düş kırıklığı sitesi

Ortalık yangın yeri

Nasıl toplarsın diye sorsam..

Hayır../..Cevaplama

Konuşmama hakkına sahipsin

Söylediklerini aleyhine delil olarak kullanabilirim

İstersen bir avukat tut diyeceğim ama

Bir avukat bile temizleyemez,

Çıkardığın yangının küllerini

Susuyorum

Susmak ağır gelse de

Bu kadar kolay işte

Kocaman bir yaşanmışlığı,

Sokaktan geçen eskiciye verir gibi,

Arkanı dönüp de gitmek

Üstüne kaç para aldın,

Yetti mi bir akşamlık otuzbeşliğine..?

Bitti diyorsun

Vuruyor bütün dalgalar yüreğime

Vuruyor umarsızlığın bütün bedenime

Şarkılar söylüyorum hiç durmadan

Şarkılar söylüyorum bir kalem de silebilenlere

Bitti diyorsun

Bu kadar kolay söylüyorsun

Cinsiyetsiz bir sevda bırakıyorsun şehir çöplüğüne

Bitti diyorsun

Tek bir kelimeyle kan döküyorsun..

Sana Dair !…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Dün gece ben yine sana susadım…yavaşça ayırdım ruhu bedenden…
kalktım yanına geldim…uyuyordun…
yine öptüm seni acıyan yerlerinden…yanına kıvrıldım sessizce…
bir ölümün gizli bekçisi oldum yine…
gitmene izin vermedi yüreğim…
herşey yarım kalmışken…daha hiç birşey yerinde değilken…
daha içimden geldiği gibi, doyasıya canım diyemeden
vermeye razı değildim seni…

Ne oldu anlamadım henüz…
ben kimseyi bu denli çok, bu denli yasak sevmedim…
sevdim çünkü yasaktın kalbime…kalbim yasaktı sevmelere…
artık sevgi yoktu yüreğime…yine yapamadım…

Yine en saf duygularla sevdim…şimdi ne mi olacak?
kalbimi rahat bırakacağım istediğini sevsin
nasılsa yüreğim sevdi seni eğer bir gün olurda gidersen
o atsın kendini köprülerden…

ben kimseye bu kadar uzun yazmadım bitmek tükenmek
bilmeyerek…
yazdıkça yazasım geliyor tüm gecelerim feda olsun sana…

İlk defa benimsin dedin ve ben iilk defa seninim dedim…
ilk defa farkettim sokakta oynayan çocukların haykırışlarını…
ben ilk defa hayallerin sessiz çığlıklarını dinledim…
ilk defa fark ettim yasak sevmeleri, sevişmeleri…
meğer ne güzelmiş sevmek, sevilmek…
ne güzelmiş sevdiğinin dudaklarından değil alnından öpmek…
ne güzelmiş sokakta oynayan çocukların masum gülümsemeleri…

Meğer ne çok yakışıyormuş yeşil toprağa, mavi denize,
sevda yüreğe…
meğer ne güzelmiş bir yerlerde yaşadığını bildiğin bedende özlenmek…
meğer ne kadarda güzelmiş en çok senin yanına yakıştırılmak…

Ah Yar !!!

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

AH YAR!!!

Bütün gayem ardıma bakmadan kaçıp gitmek olsa da senin yüreğinden,
bir yanım hala bunu yapabilecek gücü kendinde bulamayacak kadar güçsüz..

En doğrusunun bu olduğunu haykırsa da kalbim, gideceği yeni yerlerde de
bu İzmir gecesinde yaşadığı duyguları yaşamaktan ölesiye korkuyor..

AH YAR!!!

Gözden uzak olan gönülden de uzak olur mu gerçekten?
Araya mesafeler girince unutulur mu anılar?
Tarihe karışır mı büyük aşklar?
Söylesene; mesafeler çare olur mu ümitsiz bir aşk hastalığına?

Aslını istersen benim hiç umudum yok..
Ben ki aylarca, yıllarca seni görmeden, duymadan, dokunmadan sevmedim mi?
Nerede, kimlerle olduğunu bilmeden, ellerin benden sonra kaç tene dokunursa dokunsun, gözlerine bir kerecik bile
bakamadığım zamanlarda da sevmedim mi seni?
Başkasıyla olduğun gerçeğinden kaçmak için dünyanın öbür ucuna gittiğim o günlerde bile aynı aşkla sevmedim mi?

AH YAR!!!

Adına aşk, saplantı, hastalık, tutku.. ya da ne dersen de;
sadece geçecek mi onu söyle?!

Bu sensiz İzmir akşamları kamçılarken hüznümü,
senden daha da uzaklarda olmak umduğum gibi
çare olacak mı bu derde?

Ya da boşver söyleme..
Sen her zamanki gibi sus en iyisi..
Bırak cevabı sensiz geçmesinden nefret ettiğim zaman versin..
Nasıl olsa ondan sonra ,ardına bakmadan çekip gidersin…

Yüzsüz Yürek…!

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

bir parça keder..
Bir tutam göz yaşı..
Kararınca özlem..
Sana göre vefasızlık iksiri..
Sayısız ayrılık zincirleriyle örülü bir kab da karıştırıyorsunuz…
Üzerine, buram buram tüten hasret…
Ve işte sizlere YÜZSÜZ YÜREK…

Ne acılara doyum oluyor, ne de göz yaşlarının kekremsi tadına..
Her şeye alışılıyor zamanla..
Gelenlere ‘hoşgeldin’, gidenlere sessiz bir ‘elveda’…
‘Ben ayrılıkların şairiyim’ diyor usta..
Bana da yakışıyor galiba..

Vedalara doymuyor bu yüzsüz yürek, her gelen kanatıyor da
‘bana mısın’ demiyor..
Her kanama bir iz bırakıyor da, yine de silmesini beceriyor…
Tıpkı senin gibi..

Şimdilik bıraktım ağlamayı, belki başka bir son baharda,
göz yaşlarımla yine sel basar buraları..
Ya da kim bilir, belki başka bir vefasız dindirir senin yarattığın kanamaları…

Dedim ya.. Yüzsüzleşti yüreğim…
Ne sevmekten utanıyor, ne de vefasızlıktan…
Köşe başında bekleyen, ağlayan bir çocuk gibi gözlerimin içine bakan ayrılığı,
her defasında bağrına basıyor…
Ne ‘gitme’ diyebiliyor gidenin ardından, ne de sözü geçiyor kendine…

Yorulmuyorum aşkı kovalamaktan, yüreğimden yeniden akacak olan kanların
yeni kanallarını inşaa ediyorum şu günlerde..
Tadilat var yüreğimde…
Yeni umutlar buluyorum aldırmadan umutsuzluklarıma…
Yeni filizler büyütüyorum vefasızlara, gelip koparıp, savursunlar diye…
Mavinin tüm tonlarıyla boyuyorum yüreğimi, biri gelip yine kana bulasın diye…

Güneşle anlaşma yaptım bir kaç gün önce, bir müddet doğmayacak sabahlarıma..
Yıldızlarla senet imzaladım, ben dilek tutana kadar kaymayacaklar
gök yüzünden…
Ve yağmurlar… söz verdiler, benim göz yaşlarımla birleştiklerinde
yeni bir felaket olmasın diye yağmayacaklar…

Görüyorsun değil mi?
Bir gidiş nelere mâl oluyor…

Sakın ha…
Sakın heveslenme bitti diye..
Ben gönderene kadar bendesin, gidemezsin hiç bir yere..
Kafana göre takılıp ‘elveda’ diyorsun ya…
Nafile…
Hazırlıklarımı tamamlayana kadar yeni bir ev sahipliğine, bendesin…

Hiç bakma öyle gözlerime..
Senin gibiler getirdi beni bu hale…
Senin gibiler yüzsüzleştirdi yüreğimi..
Senin gibiler yüzünden kan damlıyor kirpiklerimden…
Hiç kimseden yardım almadan, neşterle kazıyorum senin izlerini…

Her gelen adam olup gidiyor yüreğimden..
Adam gibi sevmeyi öğreniyorlar..
Riyasız..
Ölümüne…
Bakıyorlar ki çok ağır sevda dedikleri bu meret, kaldıramıyorlar…
‘Bana göre değil sevmeler’ deyip basit bir elvedaya yüklüyorlar
aşkın koca yükünü…

Hep söylerim ya…

‘Keşke’leri çıkardım hayatımdan,
Eyvah’lar bana göre değil…’

‘Eyvaahh !’ demiyorum hiç, tükenen umutlarımı ardı sıra, ‘keşke’ lerimi
sıralamıyorum…
Çünkü ben ADAM GİBİ SEVİYORUM…
Savurmuyorum aşkı vara yoğa…
Soğuk ayazların koynuna atmıyorum sevdamı…
ve beceremiyorum yalan dolanı… ‘neysem oyum’ diyorum…
Nakış nakış işliyorum…
İlmek ilmek örüyorum yüreğimde..
O yüzden sevdiğime
CAN ÖZÜM, ÖMRÜM, GÖZ NURUM.. diyorum…

Çünkü ben senin gibi vefasızların inadına…
ADAM GİBİ SEVİYORUM…