Archive for the ‘Muhabbet Genel’ Category

zahia dehar facebook fotoğrafları ortaya çıktı

Cumartesi, Mayıs 1st, 2010

Skandal kızın Facebook fotoğrafları ortaya çıktı

Franck Ribery (27), Sydney Govou (30) ve Karim Benzema (22) gibi Fransız milli takımının üç as futbolcusuyla ‘para karşılığı beraber olduğunu’ polis sorgusunda kabul eden 18 yaşındaki Cezayirli Zahia Dahar, Fransa’nın 850 bin tirajlı haftalık magazin dergisi Paris Match’a kapak oldu.Milliyet Cadde’de yer alan habere göre;
dergi, Zahia’nın 16 yaşından bu yana Paris ve Cote D’Azur gece hayatının tanıdık simaları arasında yerini aldığını aylık gelirinin 20 bin euro’nun üzerinde olduğunu yazdı.

Kendisini pazarlayan herhangi bir muhabbet tellalı olmadığını söyleyen Zahia, ‘fahişe değilim, escort kızım’ diyor. Dergi, Zahia’nın hem polise hem medyaya “lüzumundan fazla konuştuğu” gerekçesiyle Franck Ribery’nin çevresinden gelen baskılara maruz kaldığını ileri sürdü. Skandal, 12 Nisan’da Champs Elysee’deki ‘Zaman Cafe’ adlı gece kulübü ve Zahia’nin evindeki polis baskınıyla ortaya çıkmıştı.

“Yaş gününde Münih’e getirtti”
Zahia, polis sorgusunda bildiklerini anlatmazsa Fransız vatandaşlığından atılmakla tehdit edildiğini anlattı. “Korkudan bildiğim her şeyi söyledim” diyen Zahia, polise verdiği ifadeden söz etti: “Telefonlar dinlenmiş. Futbolcuların isimleri geçiyordu. Bildikleri şeyleri daha fazla ayrıntı vererek teyit ettim. Polisler kendileri için en önemli şeyin ilişki sırasında 18 yaşımı doldurmamam olduğunu bana anlattılar. Bunu hiç düşünmemiştim.” Franck Ribery’nin kendisiyle iki kez birlikte olduğunu birincisinde yaşının 18’den küçük olduğunu, ünlü futbolcunun ise doğum günü olduğunu anlatan Zahia, “Beni Münih’e getirtti. Uçak paramı o verdi. Ama ödemeyi kimin yaptığını bilmiyorum. Bu yüzden o zamanki yaşımı bilip bilmediğinden haberim yok. Ona yaşımı söylemiş değilim. Aralık 2009’da bir daha Paris’te buluştuk. Ama bu kez parayı ödetmede zorluk çektim. Bana pek de kibar davranmadı. Ben işimi yaptım. Meşhur olması beni ilgilendirmiyor” dedi. 16 yaşında bu sayede para kazanmaya karar verdiğini belirten Zahia, Paris Match’a demecinde: “Polis meşhur olsun olmasın değişik kimselerle para karşılığı ilişki kurduğumu zaten biliyordu. Fahişe olduğum yazıldı. Bu doğru değil. Bir kadın pazarlama ağına mensup olmadığım gibi kazandığımı erkeğe veriyor da değilim. İstediğimi yaparım. Kimse beni buna zorlamadı” diye konuştu.

ribery doğum günü hediyesi olan kişi pazarlayan herhangi bir muhabbet tellalı

Cuma, Nisan 30th, 2010

Franck Ribery (27), Sydney Govou (30) ve Karim Benzema (22) gibi Fransız milli takımının üç as futbolcusuyla ‘para karşılığı beraber olduğunu’ polis sorgusunda kabul eden 18 yaşındaki Cezayirli Zahia Dahar, Fransa’nın 850 bin tirajlı haftalık magazin dergisi Paris Match’a kapak oldu.Milliyet Cadde’de yer alan habere göre;
dergi, Zahia’nın 16 yaşından bu yana Paris ve Cote D’Azur gece hayatının tanıdık simaları arasında yerini aldığını aylık gelirinin 20 bin euro’nun üzerinde olduğunu yazdı.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

Kendisini pazarlayan herhangi bir muhabbet tellalı olmadığını söyleyen Zahia, ‘fahişe değilim, escort kızım’ diyor. Dergi, Zahia’nın hem polise hem medyaya “lüzumundan fazla konuştuğu” gerekçesiyle Franck Ribery’nin çevresinden gelen baskılara maruz kaldığını ileri sürdü. Skandal, 12 Nisan’da Champs Elysee’deki ‘Zaman Cafe’ adlı gece kulübü ve Zahia’nin evindeki polis baskınıyla ortaya çıkmıştı.

“Yaş gününde Münih’e getirtti”
Zahia, polis sorgusunda bildiklerini anlatmazsa Fransız vatandaşlığından atılmakla tehdit edildiğini anlattı. “Korkudan bildiğim her şeyi söyledim” diyen Zahia, polise verdiği ifadeden söz etti: “Telefonlar dinlenmiş. Futbolcuların isimleri geçiyordu. Bildikleri şeyleri daha fazla ayrıntı vererek teyit ettim. Polisler kendileri için en önemli şeyin ilişki sırasında 18 yaşımı doldurmamam olduğunu bana anlattılar. Bunu hiç düşünmemiştim.” Franck Ribery’nin kendisiyle iki kez birlikte olduğunu birincisinde yaşının 18’den küçük olduğunu, ünlü futbolcunun ise doğum günü olduğunu anlatan Zahia, “Beni Münih’e getirtti. Uçak paramı o verdi. Ama ödemeyi kimin yaptığını bilmiyorum. Bu yüzden o zamanki yaşımı bilip bilmediğinden haberim yok. Ona yaşımı söylemiş değilim. Aralık 2009’da bir daha Paris’te buluştuk. Ama bu kez parayı ödetmede zorluk çektim. Bana pek de kibar davranmadı. Ben işimi yaptım. Meşhur olması beni ilgilendirmiyor” dedi. 16 yaşında bu sayede para kazanmaya karar verdiğini belirten Zahia, Paris Match’a demecinde: “Polis meşhur olsun olmasın değişik kimselerle para karşılığı ilişki kurduğumu zaten biliyordu. Fahişe olduğum yazıldı. Bu doğru değil. Bir kadın pazarlama ağına mensup olmadığım gibi kazandığımı erkeğe veriyor da değilim. İstediğimi yaparım. Kimse beni buna zorlamadı” diye konuştu.

sevgi iman ve muhabbet

Perşembe, Nisan 29th, 2010

Sevgi ile bağlanılan ve yaşanılan hakikatler her dem tazeliğini korur. İnsanlara zorla bazı şeyleri ancak kısa süreliğine kabul ettirmek mümkündür.

Sevginin kaynağı mükemmelliktir.

İman ile sevgi arasında yakın bir ilgi vardır. İmanın en açık tezahürlerinden biri muhabbettir. İmanda bilgi ile birlikte his de önemlidir.

İman irade zihin his ve kalple teşekkül eden vicdanda gerçekleşen bir tasdiktir. İmanın içinde muhabbet vardır. Fakat muhabbet iman için yeterli değildir.

Allah’ı bilme muhabbete vesile olur muhabbet kalbin içine nüfuz eder ve rabbani bir hüviyet kazanırsa Allah’ın lütfüyle imana dönüşür.

Bilgi iman için yeterli değildir. Sevgi ile birleşir ve marifete dönüşürse imanın yolu açılır.

Muhabbet marifetin sonucudur. Tanıyan sever seven itimat eder. İmana giden en kestirme yol sevgidir.

Sevgi iman kapısını aralar. Nefret ise imansızlığın sebebidir.

Müşrikler tanıyor takdir ediyordu. Kıskançlık sebebiyle kabullenemiyorlardı.

Tanıtmak ve bilgilendirmek kadar sevdirmekte önemlidir.

Sevgi his olduğundan diğer insanlarla etkileşim yoluyla yayılır.

Peygamber âşıklarını görme bilme sevgi çırasını yakabilir.

O halde peygamber sevgimizin ve hayranlığımızın her dem dile getirilmesi gerekir.

Köpekler Gibi Aşk Muhabbeti

Perşembe, Nisan 29th, 2010

Pazar günü annemin misafiri vardı.
Emekli bir bankacı.
Eşini kaybettikten sonra Burgazada’ya yerleşmiş, sakin bir hayat yaşıyor.
Bütün gün muhabbet ettiler ama ne muhabbet. Onlara hizmet ederken, harika sohbetlerine de eşlik ettim.
Hep birlikte eski fotoğraflara baktık, unutulmaya yüz tutmuş güzellikleri hatırlattılar bana. Sevgi, saygı ve tabii ki aşk.
Kadın çok ilginç bir şey anlattı da, onu sizlerle paylaşmak istedim.

***

Burgazada ile Heybeliada arasında Kaşık Adası vardır.
Kaşığa benzediği için bu isimle anılır.
Bankacı kadının anlattığına göre, Kaşıkadası’nda bir erkek köpek, Burgazada’daki bir dişi köpeğe aşık olmuş.
Her gün 2 kilometreye yakın yolu yüzerek geçiyor ve sevgilisiyle buluşmaya gidiyormuş.
Köpeklerin aşkı dillerde.
Burgazada bu aşkı konuşuyor.

***

“Hey gidi dünya” dedim, insanlarda olmayan aşk, köpeklerde var.
Ve bu aşka bayıldım.
İnsanlar yaşadıkça kirlenirken, hayvanların sevgisindeki temizliğe bir kez daha hayran kaldım.
Düşündüm de, hangi erkek, her gün 2 kilometre yüzerek, sevgisini gösterir?
Hangisi bir aşk için canını ortaya koyar?
İlişkilerine kurallar koyanlar, sorgusuz sualsiz sevmenin ne olduğunu bilebilir mi?
Cesaretin yerini korku alırken, yürekleriyle kürek çekecek bir erkek nerede var acaba?

***

Benim de korkularım var ama bu meselede erkek köpeğin fedakarlığından bahsediyoruz.
Bir kaşık suda sandalım batacak diye korkan erkeklere, o yüzden bu erkek köpeği örnek gösteriyorum.
Belki de benden duygularını saklayan, o korkak sevgilim için yazıyorum bunları.
Yanına gitmesem, geleceği olmayan erkek için.

***

O yüzden diyorum ki…
Bazı erkekler bu köpeğin sevgisini ödünç almalı.
Ya da “köpekler gibi seviyorum” sözünden gurur duymalı.

Eğer sevebiliyorlarsa.

Özlem Savaş ile sıradışı bir muhabbet ve hayat hikâyesi…

Pazar, Nisan 25th, 2010

Belki çok klişe bir cümle olacak ama onunki hakikaten filmlere konu olacak cinsten bir hayat hikâyesi. Güzeller güzeli, üniversiteli bir genç kızken sahneye adım atıyor, her şey yolunda giderken hiç beklemediği bir anda ışıklar kararıveriyor. Özlem Savaş, iniş çıkışlarla dolu hikâyesini anlattı.

Camiaya girdiğinizde kaç yaşındaydınız?
18-19 yaşlarındaydım. Tam üniversiteyi kazandığım seneydi, 1988 olabilir. Komşumuz Hülya Hanım İstanbul Film Festivali yönetmeniydi… “Bir ajansa kaydol” dedi. Ben de EKS Yapım’a kaydoldum. O zamanlar Yaşar Alptekin çok popülerdi. Bir kız arıyorlarmış, beni beğenmişler. Böylece başlamış oldum. Sonra “Bir şey yapacaksam tam yapayım” dedim, Şehir Tiyatroları’na girmek istedim.

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun oldunuz değil mi?
Boğaziçi’ni kazandığım sırada tiyatroya başladım, ilk oyunda çok başarılı oldum. Ama “Konservatuvarlı değil, ilk oyununda geldi nasıl hemen kadroya alındı” diye tepki göstermişlerdi… Oyunculukla üniversite bir arada gitti bir süre. Tiyatrodan ayrıldıktan sonra diziler, sunuculuk başladı.

Şarkıcılık da yaptınız değil mi?
Evet. 2000 yılına kadar her şey iyiydi. 2000 yılından sonra bocalamaya başladım.

Ne oldu da bocaladınız?
Bilmiyorum, birtakım olaylar, kırılma noktalarım oldu. Alındığım, üzüldüğüm, kendimi kötü hissettiğim olaylar yaşadım. Küstüm galiba. Herkesin bir kırılma noktası olur,sonra toparlar, bir nevi ders alma öğrenme dönemi gibi… Evet, kesinlikle. O kadar çok ders çıkartıyorsunuz ki…

O kırılma noktası nedir peki?
Ben iki parçalık bir single yapmıştım, deprem zamanına denk geldi. Klibimi bile çektim. Çok para harcadım ama yayınlamadılar Kral’da. 1 sene sonra sevgili Şahin Özer “Bu parçalar güzel değil” dedi. Ondan sonra bende bir güvensizlik başladı. Çok çalışmıştım, çok da iyi olabilirdi ama birileri engelledi, bilmiyorum ne oldu…

Kıskanıldığınızı hissettiniz mi?

Hissetmedim. Çevreme karşı çok duyarlı, çok cin, hesapçı değilimdir. Her şeyi akışına bırakırım. Kendime çok güvendiğim için başkaları beni çok ilgilendirmez ama sonraları duydum ki hakikaten birtakım dolaplar dönmüş. O beni çok üzdü mesela.

Azminizi mi kaybettiniz…
Kaybettim.. Mesela dizilerde çok iyi bir yerim vardı ama şarkıcı olduğum için artık eskisi gibi rol alamamaya başladım. Çünkü herkes “Özlem artık şarkıcılık yapıyor” demeye başladı.

Şarkıcılık sayfasını kapatıp tekrar oyunculuğa dönmeyi düşünmediniz mi?
Bir şeye başladığınız zaman yarıda bırakınca da olmuyor. Ankara’da Altın Nal Gazinosu vardı, oranın baş solistiydim. Safiye Soyman’dan sonra ben çıkmıştım orada. Para kazanmak zorunda olduğum için de bir süre çalıştım. Bir ara da Nispet’te çıktım.

O dönem yanınızda kimler vardı?
İyi zamanlarınızda yanınızda olanlar kötü günlerde de orada mıydı? Yoktular. Zamanında el verdiğim insanlar, aldılar başlarını gittiler. Hâlâ açıp hatır sormazlar ya da “Bir ihtiyacın var mı” demezler. Gerçek dostlarımdan biri Faruk Aksoy’dur bir de Pastel Film Yaşar İrvül. Star TV’de yayınlanan Ateşe Yürümek adlı diziye dördüncü bölümde gireceğim.

Aileniz peki onlar kötü günlerinizde yanınızda mıydı?
Genelde yanımdaydılar ama o tür dönemlerde insanlar birbirlerini anlayamıyor. Bu yüzden beni kıracak şeyler yaptıkları oldu… Annem benden kaç yaş büyük ama beni doktorum kadar anlamadı. Ben de çoğu kez uzak durdum onlardan. Küstüğümüz zamanlar da oldu. Ama şimdi maşallah çok iyi.

Gördüğüm kadarıyla siz de toparladınız.
Toparladım, harika gidiyor.

“Keşke üniversiteyi bitirdikten sonra mesleğime devam etseydim” diyor musunuz?
Yok demiyorum. Aslında bu hayat beni üzdüğü kadar büyüttü, yetiştir de… Ben hayat okulunun en iyi, en ciddi öğrencilerinden biri oldum, en iyi orada okudum. Kitap yazıyorum, eylül gibi çıkarmayı düşünüyorum.

NLP eğitimi almışsınız…
Ekimde Londra’ya gittim. NLP eğitimi için Dr. Richard Bandler’dan ders aldım. Sertifikam var. 100’e yakın kitap okudum konuyla ilgili.

Bazen alkol, antidepresan kullanmak, o görüntüleri vermek istemezdim keşke bu hataları yapmasaydım dediğiniz oluyor mu?
Çevremde dost sandığım insanlara güvenmemeyi istemezdim. O güven duygusunu kaybetmek, kullanılmak, iyi gününde kalabalık, kötü gününde yalnız olmak bence korkunç, her şeyden daha çok yaralayıcı.Ama her kötü günün ardından muhakkak güneş açıyor. Kesinlikle buna çok inanıyorum. Allah insanları sınıyor ama “Yeter” dediğim de oluyor. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü Allah akıl, fikir, güzellik vermiş. Biraz şımarığım bunu kabul ediyorum. Varlıklı bir ailede büyüdüm. Babam sonradan iflas etti. Dolayısıyla para hırsım hiç olmadı, çünkü param hep vardı.

O yüzden mi bu kadar çabuk pes ettiniz?
Olabilir… Paranın gelip gittiğini gördüm. Mesela çok güzel, büyük bir evim vardı ama orada hiç mutlu olamadım. Şimdi oturduğum ev, iki oda salon ama mutluyum.

Halil Ergün arayıp özür diledi
Geçtiğimiz günlerde “Halil Ergün Özlem Savaş’tan kaçtı” diye haberler yansıdı basına…
O olaydan sonra Halil Bey beni aradı, “Bir arkadaşım yerde sürünse, onu kaldırıp öyle çıkarım dışarıya, ne münasebet size öyle bir şey yapayım” dedi. Ben de özür diledim ondan. Çok hoş bir muhabbet geçti aramızda. Zaten Taksim’in arka sokaklarında herkes sarhoş. Ne ilkim ne de son

Evliliğim aldatılacak kadar uzun sürmedi
Peki katıldığınız TV programında neden “Ben alkoliğim” dediniz, insanlar size acısın diye mi?
Acısınlar diye değil de tekrar var olduğumu görsünler diye yaptım. Çıkış için bir şekilde malzeme olmam gerekiyordu. Uzun süre bir balık restoranı işlettim Arnavutköy’de. Çok da iyi gidiyordu ama evlenince her şey bir anda battı. Zaten evliliğim de çok kısa sürdü. O da bana çok ağır geldi. Evim dahil bir sürü şeyimi satmak zorunda kaldım.

Aldatıldınız mı? O yüzden mi bitti evliliğiniz?
Yok o kadar fırsat olmadı, çok kısa sürdü, anlaşamadık. Ben işimi yapmak istedim, o restoranı kendi başına işletmek istedi. Olmadı, gelenler kaçtı çok kıskançtı. İflas ettim.

Hayaliniz ne? Ne yapmak istiyorsunuz bundan sonra?
Sinema yapmak istiyorum. 1.5 sene önce Faruk Aksoy’un Avanak Kuzenler adlı filminde oynadım. Sağolsun uzun zamandır var olduğumu bir tek orda hissettim. O kadar özlemişim ki, o sette yaşadığım hazzı unutamayacağım.

Hayranlarınızdan evlenme teklifi, çiçekler içinde yüzükler elir miydi?
Yüzük gelmedi hiç ama çiçek gelirdi. Evlenme tekliflerini de geri çevirirdim.

Çocuk düşünmediniz mi?
Hiç çocuk hayali kurmadım, düşünmedim de.

Nişanlımın öldüğüne inanmadım, çünkü yalan söylerdi
Alkolle zor günlerinizde mi tanıştınız?
Hayır çok daha önce tanışmıştım. Ne zaman antidepresan kullanmaya başladım o zaman alkolden çabuk etkilenir hale geldim. Antidepresanla alkol birleşince; huysuz bir insan haline geliyordum. Normalde çok şekerimdir halbuki… Yaşadığım şeyler beni alkole yaklaştırdı, bundan beş sene önce de TV’ye çıkıp “Alkoliğim” diye saçma bir açıklama yaptım. Ama doktorlarım hiçbir zaman bana alkolik teşhisi koymadı.

Sebebi mutsuz ilişkiler olabilir mi?
Eski sevgilim özel fotoğraflarımızı bir dergiye verdi. Ben orada kırıldım, bittim, çok ağır bir depresyon yaşadım. Bunu hiçbir yerde söylemedim çünkü söylemek istemiyorum. Etrafımda eşim dostum kalmadı, parasızlık çektim. Abuzer Kadayıf’taki rolümle en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alacaktım Altın Portakal’da, ama o olay yüzünden oy kaybettim. Birtakım talihsizlikler oldu, onlara da üzüldüm, hakkımın yendiğini düşündüm.

Tedavi gördüğünüzü açıkladınız…
Evet tedavi gördüm ama depresyon tedavisiydi. Alkol değildi.

Nişanlınız vefat ettikten birkaç gün sonra bulundu değil mi?
Öldükten üç gün sonra buldular. Hacıosman Yokuşu’ndan inerken uçmuş. Uzun zaman inanmadım, çünkü yalan söylerdi. Ölmedi, yine öyle bir şey söylüyor sandım. Fotoğrafını, karakoldaki ifadeleri gördüm ama yine de inanmadım. Cenazesinde bile içimde hâlâ bir şüphe vardı. Ondan sonrası çok kötü zaten. Çok gençti, çok değerliydi, çok üzüldüm.

İntihar etmenizin esas sebebi neydi?
İnsan bir yerde boş bulunuyor bazen. İntihar düşünebileceğim bir şey değildi asla. Her şeyi yapabilirdim ama onu neden yaptığımı hâlâ anlamış değilim.

İntihar olayından sonra neler değişti hayatınızda?
Korktum, panikledim, ağzıma bira dışında içki koymamak için tövbe ettim. Bir süredir de dışarı çıkmıyorum, gece hayatım da yok. Her gün saunaya gidiyorum. Saunada gözlükle kitap okuyan bir deli varsa o benimdir.

Çok mu seviyordunuz?
Seviyordum tabii. Yeni bir hayat kurmaya hazırlanıyorduk. 3 gün önce ev bakmıştık. Çok kötü oldu.

İçki sığınak mı?
Sığınak, deşarj oluyorum. Çok stresli olduğum anlarda iki bira içince rahatlıyorum. Bir sürü alkolik gördüm kolonyayı koklayanlar bile varmış. Allah korusun. Bir şişe rakı, viski ömrümde içmedim, içemem de kendime göre bir rahatlama mekanizmam var. En fazla 3 bira, gerisi de gelmiyor zaten.

Yeniden âşık olmak ister misiniz?
İstiyorum.

Muhabbet tutkusu, yüzlerce kuş sahibi yaptı

Pazar, Nisan 25th, 2010

Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde 10 yıl önce sokakta bulduğu muhabbet kuşuna sahip çıkan Ömer Türkmen, o günden sonra hobi olarak kuşlarla ilgilenmeye baş
Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde 10 yıl önce sokakta bulduğu muhabbet kuşuna sahip çıkan Ömer Türkmen, o günden sonra hobi olarak kuşlarla ilgilenmeye başlayınca yaklaşık 300 adet muhabbet kuşunun da sahibi oldu.

Üzümlü Devlet Hastanesi Bilgi İşlem Servisi’nde görevli Ömer Türkmen(27) hobi olarak ilgilendiği kuşlarını üreterek adeta kendine ait bir mubabbet kuşu çiftliği oluşturdu. 150 çift muhabet kuşu olan Türkmen, eş, dost, akraba ve arkadaşlarına kuşları sevdirmek için hediye ediyor. Yaklaşık 10 yıl önce yolda bulduğu bir muhabbet kuşuna sahip çıkan ve o günden itibaren kuşlarla ilgilenen Ömer Türkmen, 10 yıl içerisinde yüzlerce kuşun sahibi oldu ve bir o kadarını da hediye etti. Üzümlü ilçesi Çay Mahallesi’nde ikamet eden Türkmen, evinin kilerini kuşlara ayırarak işten kalan zamanının büyük bir bölümünü onlarla geçiriyor. Muhabet kuşları ile ilgili bir çok konuda bilgi sahibi olan ve onların üretimini hobi olarak gerçekleştiren Ömer Türkmen, elinde 4 ayrı cins muhabbet kuşu bulunduğunu belirterek, bu kuşlar için aylık ortalama 300 TL’nin üzerinde masraf yaptığını kaydetti. İsteyenlere hadiye karşılğı kuş verdiğini ve insanlara hayvan sevgisini aşılamak için çabaladığını belirten Ömer Türkmen, “Ben bunlarla bir aile gibi oldum. Sürekli onlarla ilgileniyorum ve vaktimin büyük bir bölümünü onlarla geçiriyorum. 10 yıldır bu işe merak sardım ve muhabbet kuşlarının üretimini yapıyorum. İsteyen arkadaşlarımada hediye ediyorum.” dedi.

Bitirim Muhabbet

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

Adam kahveden içeri hışımla girer. Kan ter içindedir. Yüksek sesle bağırır: ‘Yoldan geçen biri bana yan baktı, toplanın gidiyoruz.’ Kıraathane ayaklanır; hep beraber yoldan geçeni de, kavgayı ayırmak isteyeni de bir güzel döverler.

Diyeceksiniz ki, nereden çıktı bu mahalle bitirimi muhabbeti? Bazıları sağa sola efelenerek ülke yönetmeyi alışkanlık haline getirince, insanın zihnindeki resim de böyle oluşuyor. Fakat bu efelik ne yazık ki, geçmişteki külhanbeyi kültürü ile bağdaşmıyor.

Haklının yanında olmak, mazlumu sahiplenmek, mahallenin güvenliğini sağlamak, kendinden güçsüze güç gösterisi yapmamak, durup dururken sağa sola sataşmamak ve lafının arkasında durmaktır külhanlık.

Bu son dönem bitirimliği ise farklı… İstediğini almak adına her yolu mubah sayan bu anlayış, ne yazık ki bazılarında çok rahatsız edici olmaya başladı.
Herkese posta koyan, hakaret eden, fırça çeken bir zihniyetin sonra, dönüp de ‘gerginlik istemiyorum’ demesi ve gidip mahalle esnafına tiranlık yaptığı insanları şikayet etmesi, anlaşılır bir iş olmaktan çıktı.

Bu zihniyet değil miydi, sokağı otopark haline dönüştürüp, park edenden para alan, alamazsa aracı çizen? Bu zihniyet değil miydi, kendinden güçsüz çocuklara baskı yapıp okul içinde haraç toplayan?

Bu zihniyet değil miydi, yanına üç beş çapulcu daha alıp, çetecilik oynamaya kalkan? Bu zihniyet değil miydi, ‘okuyup da ne olacak, gel kısa yoldan sana para kazandırayım’ diyerek çocukların aklını çelen?

Sokağınızda bile yaşamasından rahatsızlık duyacağınız bu zihniyet, yönetim kademesine gelince daha da çekilmez oluyor. Sindirme, korkutma, kendi fikri ölçüsünde cezalandırma gibi her türlü yöntemi kullanıyor.

‘Ya benimsin ya toprağın’ tadında yaşanan bir sevdanın, ne psikolojik açıdan olumlu bir açıklaması var, ne medeniyet, ne de demokrasi bakımından. Başka mahalle ile kavga et; aynı mahallenin sakinlerini rahatsız et, şikâyet gideni tarumar et, şikayet merciini taciz et ve sonra da ‘haklıyım’ diye ortalarda dolaş. Mahalle sakinleri ise haraca kesilmiş mahalle ihtiyarları gibi, sesini çıkarmadan seni izlesin. Sırf onlara da bulaşma diye…

Bu mahallede hiç kimse kendine bu kadar önem atfetmemişti. Bu mahalleye hiç kimse bu kadar zulüm edip, sonra mazlumu oynamamıştı. Bazıları her takıştığı için kahveye gelip, ortalarda bağırıyor. Oldu olacak, çıkıp hep beraber kavgaya girelim. Peki bitirimlik ile külhanbeyliği arasındaki fark nedir? Biri çıkarlarının, biri inançlarının arkasından koşar. Bizdeki bitirimi en iyi anlatan örnek şu:

‘Adam kahveden içeri girmiş ve bağırmış ‘Var mı bana yan bakan’? Oradan biri çıkıp ‘Ben’ demiş. Bitirim tekrar kahveye seslenmiş: ‘Var mı ağabeyimle bana yan bakan?’

Bu bitirim muhabbeti can sıkmaya başladı. Artık herkes kendine bir çeki düzen verse iyi olacak. Yoksa mahalle birbirine girecek.

Seray Sever Canlı yayında ahlaksız muhabbet

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

TV 8 ekranlarında yayınlanan ‘Seray Sever ve Erkekler’ programında ünlü komedyen Şahan Gökbakar’ın cinsel performansına yönelik bir test yapıldı.

Programına davet ettiği konuklarına Aura ve çakma analizi adı altında cinsellik testi yapan Seray Sever bu defa fena çuvalladı. Komedyen Şahan Gökbekar’ı teste tabii tutmadan önce aklında bir isim belirlemesini isteyen Sever’in, çıkan sonuçlar doğrultusunda yapmış olduğu analiz ünlü komedyeni bile şaşırttı.

Analizlerini kendinden emin bir şekilde ifade eden Sever, Ünlü komedyenin hayal ettiği insanı söylemesiyle nasıl çark edeceğini bilemedi

leb-i derya muhabbet

Cuma, Nisan 23rd, 2010

Leb-i Derya uzun bir aradan sonra kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer konuğum Bolu’nun Yener Abisi, yani Yener Bandakçıoğlu. Bir sabah beni evlerine konuk ettiler ve başladık konuşmaya.

Meslek hayatında da, evlilik yaşamında da koskoca bir 45 yılı devirdi Yener Bandakçıoğlu. Onun siyaset ve Boluspor maceralarını hepimiz az çok biliyoruz, ama bizim asıl konumuz Yener Bandakçıoğlu’nu eşi Aygün Hanım’a o mektupları yazdıracak aşkı oldu. Onu ilk görüşü, onun için askeriye aracını okulun kapısına çekmesi, konuşmak için aylarca beklemesi. Sert kişiliğinin altında yatan koskoca sevgi dolu bir yüreği olduğunu görüyoruz Yener Abi’nin. Aşk mektuplarını soruyorsanız, elbette onları da yayınlayacağım.

Çocukluğunuz nerelerde geçti? Bildiğim kadarıyla babanız memurdu.

Ben 1940 yılında rahmetli babamın mal müdürü olduğu Düzce’de dünyaya gelmişim. Düzce ile ilgili fazla anım yok. Babam Bolu’nun ilçelerinde mal müdürlüğü yaptı. Akçakoca, Göynük, Gerede’de bulunduk. Düzce’ye 1944 yılında tekrar gittik.1944 Düzce depreminde ordaydık. Depremdeki anım karların üzerine çadırların kurulması ve bizim çadırların içinde soba yakmamız. O manzarayı hiç unutmam.1946′da Bolu’ya döndük. Bolu’da Gazi Paşa İlköğretim Okulu’nda ilkokula başladım. Bir yıl orda okuduktan sonra babamın tayini Adana’ya çıktı. Adana’ya gittik. İlkokul iki, üç, dört ve beşi Adana’da okudum. Ortaokula Adana’da başladım. Tekrar tayin çıktı Bursa’ya geldik. Ortaokul bir, iki, üç ve lise biri Bursa’da okudum.

Adana’yı nasıl hatırlıyorsunuz?

Adana’yı çok iyi hatırlarım. Adana şimdiki gibi gelişmiş şehir değildi. Türkiye’nin büyük şehirlerinden biriydi. En büyük özelliği Seyhan Nehri Adana şehrini tam ortadan ikiye böler.

Nehre yüzmeye gider miydiniz?

Maalesef yüzme öğrenemedim, sebebi de babamın üzerimdeki titizliğidir. Rahmetli babam yüzmeye gitmeme izin vermezdi. Bolu’da bulunduğumuz zamanlarda arkadaşlarım Büyüksu’ya yüzmeye gidip yüzme öğrendikleri halde, ben babamın korkusundan ve bana izin vermemesinden, yüzmeye gidemedim ve yüzme öğrenemedim. Adana’da çiğ köfte yemesini öğrendim. Şalgam suyu içmesini öğrendim. Çiğ köfte ve şalgam suyuna şuan da dayanamam. O günlerden kalma bir alışkanlıktır.

Hanımın Çiftliği’ni izliyorsanız, Demokrat Parti’nin iktidara geçtiği dönemi anlatıyor.

Dizi izlemem.1950 Demokrat Parti’nin iktidara gelişi. Celal Bayar Demokrat Parti Genel Başkanıydı. Adana’da çok büyük miting yaptılar ben on yaşındaydım. O mitingi seyretmeye gittim. Şimdiki teknik şeyler yoktu, Celal Bayar bir taksinin üstüne çıktı öyle hatırlıyorum. Konuşma yaptı. Bizim siyasetle ilgimiz o zamanlardan başladı. Babam doğuştan CHP’liydi.

O dönem Adana’da gerginlik oldu mu hatırlıyor musunuz?

Hiçbir şekilde gerginlik olmadı. Çok büyük bir miting yapıldı. Halkta bir coşku vardı. Demokrat Parti’nin iktidara geleceği belli oluyordu. CHP görüşümüz değişmedi. Eşim de, ailesi de hep CHP’liler. Karabük’te tanınmış CHP’lilerdir. Siyasette bir ayrılık yaşamadık, hep CHP’li olarak devam ediyoruz.

Daha sonra Bursa’ya gidiyorsunuz.

Dört sene Adana’da kaldıktan sonra, babamın tayini Bursa’ya çıktı. Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda orta bir, iki, üçü okudum. Atatürk Erkek Lisesi Türkiye’nin sayılı liselerinden biriydi. Orada lise biri okudum. Ayhan Seval ağabeyimiz yatılı öğrenciydi. İcra memuru Ahmet Usluoğlu, Yüksek Mühendis Kemal Kahraman rahmetli oldu. Hemşehrilik duygusuyla özellikle Ahmet Ağabey bize gelirdi, hafta sonu annem onlara Bolu’nun etli mantısını yapardı. Çok memnun olurlardı. Lise biri bitirdikten sonra babam emekli oldu.1955 yılında memleketimize döndük. Lise ikiye başladım Bolu Lisesi’nde. 1956 ilk mezunlarından olarak liseyi bitirdim.

Adana’da ilkokul aşkınız var mıydı?

Diğer arkadaşlardan farklı ilgi duyduğumuz kız arkadaşlarımız vardı. Yapım itibariyle herkese karşı aynı mesafede olduğumdan bütün arkadaşlarımla iyi diyaloglarım oldu. İlkokul aşkım var da, yok da diyemem. O zamanlar daha çok baktığımız, gülümsediğimiz arkadaşlarımız vardı. İlkokulda başarılı bir çocuktum, zaman zaman öğretmenim yerine ben arkadaşlarımla meşgul olurdum. Onun sağladığı bir şey olabilir. Kızların bana karşı ilgisi vardı.

Aşk mektubu aldınız mı?

Yok, almadım. Belki benden korkarlardı, hayatım boyunca sert ve disiplinli bir insandım. Yaratılışımdan kaynaklanan sert yüzümden dolayı benden uzak durmayı yeğlerlerdi.

Babanız da mı böyleydi?

Babam çok ciddi bir insandı. Annem son derece uygar, sosyal yönü çok kuvvetli bir insandı. Annem burada üç devre Bahçelievler Muhtarlığı yaptı. Annem de ciddi bir insandı, ben ciddiyetimi aileden almışım.

Çocuklarınıza babanız gibi mi yaklaşıyorsunuz?

Ben çok disiplinli olduğum için çocuklarıma da aynen yansıtırdım. Benden çok korkarlardı, hem kızımla, hem oğlumla gözlerimle konuşurdum. Ben baktığım zaman kaçacak delik ararlardı. Onlara hep zayıf getirirseniz, sınıfta kalırsanız size hiçbir şey yapmam. Öğretmenlerinizden, mahalledeki komşularınızdan, arkadaşlarınızdan bir şikâyet geldiği zaman kendinizi yok bilin derdim.

Yıllar sonra bu tutumunuzdan şikâyet ettiler mi?

Arada bir şikâyet ediyorlar. ‘Dayağını yedik diyorlar.’ Bilhassa oğlum arada bir bana hatırlatır. Aldıkları terbiyeden fevkalade memnunlar, bu terbiyeyle bugün cemiyet hayatında çok iyi yerlere geldiler.

Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye nasıl gittiniz?

Liseyi bitirdikten sonra içimde siyasi merak vardı. Liseyi birincilikle bitirdim. O zaman okul birincileri istedikleri fakülteye kayıtlarını yatırabiliyorlardı, sınav yoktu. Avukat olayım memleketimde siyasete devam ederim dedim. Ankara Hukuk Fakültesine kaydımı yaptırdık. 1962 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Fakülteye devam etmedim, günlerimi Bolu’da geçiriyordum. Devamsız bir talebeydim.1958 yılında 18 yaşındaydım, Vahab Tuncer’in Yeni Hamle Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladım. Sabahattin Eratalar benim halamın oğludur. Vahab Bey de Sabahattin Eratalar’la çok samimiydi. Bir gün bir yazı yazdım, ana caddenin istimlakı var. Sabahattin Abiye verdim, o da Vahab Bey’e vermiş, çok da meraklıyım, yerel gazeteleri takip ediyorum. Ertesi gün bir baktım benim yazı gazetenin baş makalesi birinci sayfada, gözlerime inanamadım.

Yeni Hamle CHP’lilerin miydi?

Vahab Bey’e CHP’li diyebiliriz. Gazete direk CHP propagandası yapmazdı. Vahab Bey gazeteyi kurmadan önce, CHP İl Başkanlığı’nın kâtibiydi. Çok güzel şiir yazardı, kitapları vardı. Kütüphanelerde kitaplarını bulabilirsiniz. Kemal Özkan da Yeni Hamle Matbaası’na ortaktı. Ben gazetede yazıyordum, Yeni Eczane’ye takılıyordum. O arada Turgut Çuha siyasetle ilgileniyor. Milletvekili olmak istiyor. Turgut Çuha bendeki cevheri keşfetti. Bana transfer teklif etti. O gazeteyi bırak Abant Gazetesi’ne gel, Yazı İşleri Müdürlüğü yap, hem de yazılarına devam et dedi. Ben de Yeni Hamle Gazetesi’ni bıraktım. Turgut Çuha’nın Abant Gazetesi’nde yazmaya başladım ve orda Yazı İşleri Müdürlüğü yaptım. Fakülte hayatım boyunca Yeni Eczane’den, Turgut Çuha’dan ayrılmadım.1961 yılında Turgut Çuha, Adalet Patisi’nden Bolu Milletvekili seçildi.

Ankara’da faaliyetlerde bulundunuz mu?

Hiçbir faaliyette bulunmadım. Bolu’daydım, fakültenin imtihanları için Ankara’ya gidiyordum. Ankara Hukuk Fakültesi’ni beş yılda bitirdim. Bir yıl firem var. Arada bir giderek imtihanlarla okulu bitirdim. Arada bir halk kütüphanesine ders çalışmak için giderdim. 1960 ihtilalinden sonra Milli Birlik Komitesi gazetelerin kalitesini yükseltmek için gazetelere bazı sınırlamalar getirdi. Yerel gazeteler birleşmek mecburiyetinde kaldı. Yeni Hamle, Abant, Express Gazetesi birleştiler. Sesimiz adıyla Bolu’da tek günlük gazete çıkmaya başladı. Basın faaliyetlerimiz dolayısıyla Sesimiz Gazetesi’ne Yazı İşleri Müdürü oldum. On yedi yıl devam etti Yazı İşleri Müdürlüğüm. 1977 yerel seçimlerine kadar Sesimiz Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştım. Avukatlığın yanı sıra hem politikaya devam ettim, hem de gazeteye devam ettim. 1977 yılında gazeteden ayrıldım.

Neden ayrıldınız?

Yazı İşleri Müdürü olduğum gazete, benim o zaman rakibim olan Adalet Partisi adayı Muzaffer Işın lehine yayın yaptı, ben de CHP Bolu Belediye Başkan adayıyım. Bunun nedeni tahminimce Muzaffer Işın’ın Bolu’nun en zenginlerinden olması, gazeteyi maddi olarak desteklemesi olarak görüyorum. Ben genç bir avukattım. O kadar param olmadığı için gazeteye fazla para veremedim. 17 yıllık hizmetimi bir tarafa attılar.

Sonra Bolu’nun Sesi’nde yazmaya başladınız değil mi?

1992 yıllarına doğru Kamuran Alagözoğlu’yla Metin Ferah bir gün yazıhaneme geldiler. Benim basına dönme gibi düşüncem yoktu. Bana “Ağabey biz Bolu’da haftalık gazete çıkaracağız. Seni Yazı İşleri Müdürü yapmak istiyoruz” dediler. Kıramadım, tamam Yazı İşleri Müdürlüğünüzü yapayım. Benden fazla yazı istemeyin. Avukatlığıma devam ediyorum. Yazabilirsem yazarım dedim. Bir de transfer teklifinde bulundular. Bolunun Sesi Gazetesi’nin yeri şimdi Ticaret Odası’nın yerindeydi. Onun arka balkonu çok güzeldi, her yer görünürdü. Her Pazar orada mangal yapacağız. Benim transfer ücretim buydu. O zamanlar biraz içerdim. Orda mangal yapılması hoşuma gitti. Kabul ettim, yazmaya başladım. Bu yıllarca devam etti. Benim yazılarımla ilgili Kamuran ile aramızda bir şey oldu. Kamuran’a kırgınlığım yoktur. Yazları arkadaşlarımızla ayda birkaç defa balığa giderdik. Ben balık serüvenlerini gazeteye yazmaya başladım. Kimileri bundan çok hoşlandı, kimileri hoşlanmadı Yener ağabey yeme içme yazısı yazıyor dediler. Derken bizim balık yazıları çoğalmış galiba Kamuran da bunu eleştirdi. Ben de buna üzüldüm. Ben köşe yazarıyım köşe yazarına kimse müdahele edemez. Ayrıldım oradan, Kamuran’a darıldım. Bir süre ayrı kaldık. Latif Yıldız Bolu’da Yeni Hayat’ın patronuydu. Israrla diğer gazetelerde olduğu gibi beni kendi gazetesine davet etti. 2005 yılında Filiz Restaurant’ta bana yemek verdi. Bu yemeğe Yılmaz Becikoğlu, Süha Alpaslan, Mehmet Karakaşoğlu katıldı. Yılmaz Becikoğlu da o gazeteye geçmem için çok ısrar etti. O yemekte ben, Süha Alpaslan, Mehmet Karakaşoğlu Bolu’da Yeni Hayat Gazetesi’ne geçmeye karar verdik. Süha Bey’le, Mehmet Bey’in Yeni Hayat’a geçmeleri mümkün olmadı. Mehmet Karakaşoğlu bir ara geldi, Süha hiç gelmedi. Süha Alpaslan daha sonra Bolu Gündem Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni oldu. Arada bir yazılarımda da ifade ediyorum. Süha, Bolu Gündem’de genel yayın yönetmeni olduktan sonra Bolu Gündem’in çehresi değişti, şuanda Bolu’nun en kaliteli, en güzel gazetesi haline geldi. Belki de iyi oldu Süha’nın Yeni Hayat’a gelmemesi o açıdan. İlk yazımın çıktığı o tarihten bu tarihe kadar 50 yıllık basın hayatımı geride bıraktım. Yarım asırı bitirdik, bakalım nereye kadar devam edeceğiz.

Aygül Hanım’la nerede, nasıl tanıştınız? Kim kimi beğendi?

Ben askerliğimi Polatlı Topçu Okulu’nda yaptım. Altı aylık eğitimden sonra görev yerlerimizin belirlenmesi için kura çekildi. Bana Gebze Topçu Alayı çıktı. Kura çekenler birbiriyle değiştirebiliyorlardı. Soruşturdum Bolu’yu İstanbullu bir arkadaş çekmiş. Hemen o arkadaşla biz yerlerimizi değiştirdik. Bolu’ya geldim. Askerliğimi de Bolu’da şimdiki tugayın olduğu yerde yaptım. Her gün askeri araçla gidip geliyoruz. Ben Bolulu olduğum için havam da fazlaydı. Her gün arabanın arkasına otururdum. O arada eşimi gördüm. Karabük’ten gelmiş Kız Enstitüsü’nde yatılı okuyor. Garnizona gidip gelirken Aygül Hanımı gördüm ve ona aşık oldum.

İlk görüşte aşk mı?

Valla öyle oldu, çok beğendim. Onlar da hafta sonu çarşıya çıkıyorlardı, ben de hep Yeni Eczane’ye takılırdım. Süvariler vardı. Aygül Hanım da arkadaşlarıyla Süvariler’e malzeme almaya gelirdi. Süvariler’den çıkarlar okula malzeme almaya giderlerdi. Ben de iki dükkânın sahibini çok iyi tanırdım. Aygül Hanım ne zaman Süvariler’e gitse ben tezgâha geçiyorum. Hizmet ediyorum. Şekerci dükkânına geçiyorum, oradan fındık fıstık alırken ben veriyorum. Kitapçı Cahit ağabeyin dükkânı vardı. Eczanenin yanında oradan kitap alırken arkalarından ben de gidiyordum.

Hemen Aygül Hanıma açıldınız mı?

Platonik olarak karşılıklı bakışmalarla çok iyiydi. O dönem muhafazakârdı öyle el ele gezemezdin. Bir müddet sonra konuşmaya başladık. Taburda sözü geçen yedek subaylardan biriydim. Kantine ben bakardım. Taburda konferans olur ben yapardım. Bolu’ya gelirdik ara sıra malzeme almak için, bir gün kafam bozuldu. Koca Cemseyi okulun önüne çektim. Millet şaşırdı, askeri araç ne arıyor burada diye. Aygül Hanımı görmek için böyle deliliklerim de oldu.

Aygül Hanım yüz vermedi mi?

Bakışlarıyla verdi. Onun da çok ciddi bir ailesi vardı. Korkuyordu, o zaman şartlar öyleydi.

Sizde de var mıydı bir şeyler Aygül Hanım?

O zaman beğenmiştim. Çarşı alışverişlerinde gördüm. Dükkânlarda karşıma çıkıyordu. Parayı elimden almak için kasaya geçiyordu. Tabiî ki beğendim Yener Bey’i ama ailenin tek çocuğuydum. Benden yirmi yaş büyük ağabeyim vardı. Annem de “askere kız vermem alır götürür uzağa” derdi. Yener’i de subay kıyafetleriyle görüyorum. Yedek subay mı dedim anlamam rütbelerden çünkü. Annem askere kız vermez dedim. Arkadaşlarımızla kendi aramızda konuşuyorduk. Aileden çok korkan bir çocuktum. Soruşturuyorum ben Yener Beyi avukat, yedek subay. Öğretmenlerimiz duydu, Bolu bir avuç yer. Beni hemen sorguya çektiler annemi de çok iyi tanıyorlar. Müdire hanım ummadığım dağlara kar yağdı demiş. Feride Hanım asla buraya kızını vermez demiş. Bana da “sen ciddi misin” dediler. Hocam Allah yazdıysa olur dedim sonra devam etti. İki sene sonra okul bitti. Sonra Bolu’ya gelin geldim.

Anneniz karşı çıktı mı?

Hiç karşı çıkan olmadı. Allah yazmış işte abim geldi. Yener’le tanıştılar çok sevdi. Bize benziyor ben çok beğendim dedi. Mektuplaşıyorduk, Karabük’e gittiğinde isteteceğim seni dedi.

Mektuplar duruyor mu?

Aygül Hanım hemen cevaplıyor yarı utangaç bir şekilde: “Duruyor saklıyoruz çocuklar görürse utanırım. Çok gizli bir yerde duruyor. Çok güzel mektuplar.

Yener Bey’in faal olmasından dolayı şikâyet eder miydiniz?

Çocukların büyüme döneminde Bolusporla kendini çok verdi. Çocukların eğitimiyle ben ilgilendim. O dönem yalnız kaldık. Bazen çok üzülüyordum. Boluspor’a da kızıyordum. (Yener bey hemen müdahale ediyor) Bir baba olarak ne kızımın ne oğlumun okuluna gitmemişimdir. Prensip olarak. Öğretmenleri velileri olurdu, biz olmadık. (Aygül Hanım) Kızımızı yatılı okula verdik Karabük’e. Neyse Karabük’ten artık mezun oluyorlar, aynı gün Boluspor’un da maçı var. Ben komşumuzun kızını aldım gittim. Yener Bey maç için kızımızın mezuniyet törenine katılmadı. Herkesin diplomalarını babaları verirken, bir tek anne olarak diplomasını ben verdim. Bizden Boluspor o kadar önemliydi. Ben otuz yıldır Türk Kadınlar Birliğinde çalışıyorum. Kayınvalidemin desteğiyle girdim. Kendisi de Yardım Sevenler Derneği’nde çalışırdı. Genç yaşta girdim, hala da ordayım.

Torunlar var mı?

Oğlum bekâr, yurtdışında falan geziyor. Evlenmeye vakit bulamadı. Bu arada herhalde evlenecek. Kızımlar da şuana kadar çocuk istemediler. Şuan bir torun yolda, 12 yıllık evliler. Damadımız da Bolulu, çok memnunuz damadımızdan, dünürlerimizden. İnşallah torunumuzu da kucağımıza alacağız. Aygül hanım son derece neşeli ve keyifli: “Oğlumuzun 5 Haziran’da düğünü olacak, kız arkadaşı vardı. 2010 yılı bizi uğurlu geldi.

Tabi mektupları almadan gitmiyoruz. 45 yıllık aşk mektupları olmadan bu röportaj olmazdı çünkü.

Saba Tümer canlı yayında fırça attı

Salı, Nisan 6th, 2010

Saba Tümer, kamera arkasında konuşan ekibine canlı yayında çok sert fırça attı

CNN TÜRK’te Saba Tümer’le Bu Gece’de Gülşen’i ağırlayan Saba, kamera arkasında konuşan ekibine canlı yayında bastı fırçayı.

ÇIKSIN KİMSE O DIŞARIYA

Saba Tümer canlı yayında fırça attı

video için tıklayın
Gülşen ile koyu bir muhabbete girdiği sırada kamera arkasından gelen seslere takıldı. Hep kahkalarıyla bildiğimiz Saba Tümer, bir süre sonra dayanamadı. Kahkaha makinesi bu sefer çattı kaşlarını ve ekibine fırçayı bastı:

‘Orda birisi devamlı konuşuyor. Allah aşkına kim ya o canlı yayındayız. Çıksın dışarıda konuşsun ya..’