<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhabbet, Muhabbet Odaları, Muhabbet Odası</title>
	<atom:link href="http://www.muhabbete.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhabbete.net</link>
	<description>www.muhabbete.net Muhabbete Sende Katıl</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 23:09:46 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Muhabbet Kralı Okan Bayulgen Saba Tümere Ne Sordu</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/muhabbet-krali-okan-bayulgen-saba-tumere-ne-sordu.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/muhabbet-krali-okan-bayulgen-saba-tumere-ne-sordu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 23:09:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=715</guid>
		<description><![CDATA[Kanal D ekranlarında yayınlanan &#8216;Muhabbet Kralı&#8217; programının konusu uyku sorunları ve rüyalarda yaşananlardı. 
SABA TÜMER CİNSEL RÜYALAR GÖRÜYOR MU 
Bu konuda uzman kişilerin görüş ve düşüncelerine yer veren Okan Bayülgen’in gecenin sonlarına doğru program konuklarından Saba Tümer’e sormuş olduğu soru herkesi güldürdü. 
Programın kapanışında Bayülgen’in sorduğu: ‘’ Cinsel rüyalar görürmüsünüz’’ sorusuna kahkaha makinesinin vermiş olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanal D ekranlarında yayınlanan &#8216;Muhabbet Kralı&#8217; programının konusu uyku sorunları ve rüyalarda yaşananlardı. </p>
<p>SABA TÜMER CİNSEL RÜYALAR GÖRÜYOR MU </p>
<p>Bu konuda uzman kişilerin görüş ve düşüncelerine yer veren Okan Bayülgen’in gecenin sonlarına doğru program konuklarından Saba Tümer’e sormuş olduğu soru herkesi güldürdü. </p>
<p>Programın kapanışında Bayülgen’in sorduğu: ‘’ Cinsel rüyalar görürmüsünüz’’ sorusuna kahkaha makinesinin vermiş olduğu yanıtsa hayli ilginçti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/muhabbet-krali-okan-bayulgen-saba-tumere-ne-sordu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leb-i Derya Muhabbet</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/leb-i-derya-muhabbet.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/leb-i-derya-muhabbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:28:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=713</guid>
		<description><![CDATA[Leb-i Derya Muhabbet&#8217;in ilk konuğu, İl Özel İdare Sekreteri Tahsin Akduman. Evlerine konuk oldum ve bir sabah kahvaltısında uzun uzun konuştuk. Sağ olsun Mahmure Hanım, geleceğim diye çeşit çeşit börekler çörekler hazırlamış. Tahsin Bey&#8217;in oğlu Ahmet evdeydi, ama kızı İstanbul&#8217;da öğretmenlik yaptığı için görüşemedik. Röportajımızdan büyük keyif alacağınızı umuyoruz. 
RÖPORTAJ: DERYA ÖZTÜRK
Üçümüze Sevim Hoca “üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Leb-i Derya Muhabbet&#8217;in ilk konuğu, İl Özel İdare Sekreteri Tahsin Akduman. Evlerine konuk oldum ve bir sabah kahvaltısında uzun uzun konuştuk. Sağ olsun Mahmure Hanım, geleceğim diye çeşit çeşit börekler çörekler hazırlamış. Tahsin Bey&#8217;in oğlu Ahmet evdeydi, ama kızı İstanbul&#8217;da öğretmenlik yaptığı için görüşemedik. Röportajımızdan büyük keyif alacağınızı umuyoruz. </p>
<p>RÖPORTAJ: DERYA ÖZTÜRK</p>
<p>Üçümüze Sevim Hoca “üç profesörler” derdi</p>
<p>Çocukluğu köyde geçmiş Tahsin Akduman&#8217;ın. Zekalarından ötürü üç arkadaşına öğretmenleri “üç profesörler” adını takmış. 1975-1980 yılları arasında üniversiteyi okuyan Tahsin Bey, militan olmasa da “kalabalık” olsun diye katıldığı eylemler olmuş ve Mahmure Hanım&#8217;ı görüp “aşık olması” ile evliliğe adım atmış ve yıllar yılları kovalamış. Tahsin Bey bu yerlere gelmek için gerçekten çok çalışmış.</p>
<p>Öncelikle nerede doğdunuz, çocukluğunuz nasıl geçti, nasıl bir aileniz vardı, çocukluk hayalleriniz nelerdi bunlardan bahsedelim istiyorum…</p>
<p>Burada Dodurga köyü var, şimdi mahalle oldu. Orada doğdum. Daha doğrusu annemden öğrenemedim köyde mi doğdum, hastanede mi doğdum. Belki de evde doğdum tam bilemiyorum. Benden üç gün önce de muhtarın torunu doğmuş. Bizi nüfusa iki ay sonra yazdırmışlar. Ağustos&#8217;un 20&#8217;si gibi doğmuşum. Kasım&#8217;ın 5&#8242;inde muhtarın torunuyla aynı güne yazdırmışlar. Muhtarın torunu da Hakkı Özakyol. Allah rahmet eylesin geçenlerde vefat etti. O zamanlar şimdi E–5 dediğimiz kısmın üst kısmında hiç ev yok. Oradan tek başımıza gelemezdik bile. Köy 28 haneydi, şu anda birleşti. Yakında Sarıcılar Köyü vardı. Orada okula başladık. Kasım&#8217;da doğduk diye kayıt etmediler bizi. Köylü çocuklarıyla beraber kayıtsız okula gidip geliyorduk. Oraya bir sene kayıtsız gittik. Bir sene daha 1. sınıfı burada okudum. </p>
<p>2 kere mi okudunuz birinci sınıfı?</p>
<p>Evet. Hatta şöyle bir olay olmuş buraya şehre kaydettirmişler beni. Ama Kasım doğumlu olduğum için şehre de almadılar. Orada ikinci sınıfı da okuyunca 3. sınıfta buraya kayıt oldum. Burada kendi evimiz vardı. Yazları köye gidip geliyorum iyi havalarda, kışları da buraya gelip kalıyorum bizim büyüklerle. O zaman burası iki katlı bir bina idi, altında dükkânlar vardı üzerinde de otel vardı. Otel işletiyordu babam, aynı zamanda köydeki ziraat işlerini de hallediyordu. Tarlalar falan var onları ekip biçiyordu. Hayvanlarımız, tavuklarımız vardı, çocukluğumuz onlarla geçti. Tabi o zamanın şartları şimdiki gibi değildi. Her şey el emeğiyle, hayvanlarla, öküzlerle sürdürülüyor. Yaylacılık var. Anne babam tarlayla uğraşıyor. Babam gündüz orada çalışıyordu, gece gelip otelde görevlilerin başında duruyordu. Ben de okuldan çıkınca buraya gelirdim, burada kalırdım veya köye giderdim. Gidiş gelişlerde böyle araç yok, yürüyerek giderdik. Ben biraz daha büyüyünce babamın bisikletiyle gidip gelmeye başladım. Kışın buraya ortaokul veya lise 1&#8242;de gidip gelirken hep o bisikleti kullandım.</p>
<p>Nasıl bir çocuktunuz, yaramaz mıydınız? Yoksa akıllı uslu bir çocuk muydunuz?</p>
<p>Valla onu anneme sormak lazım. (Tahsin Bey kahkahayı patlatıyor burada) Buraya geldiğimizde köy okulundan şehir okuluna gelmiş oldum. Bu birdenbire çok değişik bir ortam oluyor. Bir sınıfa verdiler bizi o sınıfta hocam Sevim Tüzün&#8217;dü. Hala yaşıyor. Çok iyi bir hocaydı. Hani derler ya temeli sağlam olsun diye, benim bu hale gelmem Sevim Tüzün sayesinde oldu. Sevim Hocamı gördüğüm zaman hemen elini öperim, saygım vardır her zaman. Bazen arar beni hep basından takip eder. Biz o zaman üç arkadaştık. Üçümüze Sevim Hoca üç profesörler derdi. Şimdi bir tanesi kimya mühendisi oldu, bir tanesi de subay oldu. Geçenlerde toplandık ordu evinde bize bir yemek verdi. </p>
<p>Facebook&#8217;ta falan görüşüyor musunuz?</p>
<p>Facebook&#8217;ta ilkokul arkadaşlarımdan kimse yok. Ama arkadaşlarım iki yüzün üzerine çıktı. İlkokulda bize “üç profesörler” diye bir ad takılmıştı. İlkokul 5&#8242;e kadar bu devam etti. Ortaokulda ayrıldık. Oradaki aldığımız eğitim, bizim bu şekilde kendimize olan güvenimizin artması, bizde üniversiteyi bitirene kadar etkili oldu.<br />
O temel çok önemliydi. Benim hiç zayıfım olmazdı, öyle bütünlemelere kalmazdım. Bütün hepsi pekiyiydi. Karnelerim hala durur. Epey oldu bakmıyorum. Üniversitede okurken bile hiç alttan dersim olmadı. Ailem ziraatla uğraşıyordu, ben yazları onlara yardımcı oluyordum. Hayvanların bakımı, tarlada çalışma, güz işleri olurdu. Onlara hep yardım ederdim. Şimdi kolay o işler, makineyle yapıyorsunuz bitiyor. Ben 70&#8242;lerde ormanda bile çalıştım, traktörümüz vardı. </p>
<p>O yazılanlar, söylenilenler benim ruhumu sızlatıyor bazen</p>
<p>Eşi Mahmure Hanım&#8217;la sohbet ediyoruz biraz da. Kendisi Büyükcami Mahallesi Muhtarı, 4 dönemdir yapıyor bu işi.</p>
<p>Siz nasıl tanıştınız Tahsin Beyle?</p>
<p>Evliliğimiz görücü usulü ile oldu. </p>
<p>Kaç yaşındaydınız?</p>
<p>Liseyi yeni bitirmiştim. 18 yaşındaydım. Sonra nasip işte büyüklerin tavsiyesiyle görüştük.</p>
<p>(Tahsin Bey araya giriyor ve sözü alıyor) Biz hanımla komşuyduk. Bu arada ben hanımı okuldan beri biliyordum. Beğenmişim demek ki. Anne ve babamı gönderdim, görüştüler. </p>
<p>Tahsin Bey nasıl bir eştir. Evde size yardım eder mi?<br />
Çok yoğun olduğu için fazla yardım edecek vakti olmuyor. Ama eşim gerçekten çok sevecen ve hoşgörülü bir insandır. Manevi desteği her zaman büyüktür. </p>
<p>Böyle yoğun çalışması, geç gelmesine neden oluyordur. Siz keşke bu işi yapmasaydı, başka bir iş yapsaydı diyor musunuz?</p>
<p>Yok, öyle dediğim hiç olmadı. Bu hizmet gerçekten çok önemli, sonra sonra anlıyorsunuz bunun değerini. O kadar çok dua edenler oluyor ki. Bir işini yaptığı, bir yol gösterdiği insanlar hep takdir ederler. Biz de evde toparlamaya çalışıyoruz ayakta kalabilmesi için. O yazılanlar söylenilenler benim ruhumu sızlatıyor bazen. Onların hiçbirini hak etmiyor. Büyükcamii mahallesinin muhtarıyım. Benim dördüncü dönemim. 15 yıldır muhtarlık yapıyorum Büyükcami mahallesine. </p>
<p>Artık bir dahaki yerel seçimlere sizi belediye başkanı adayı olarak görebilir miyiz?</p>
<p>Yok yok. Her şeyin bir sınırı var, ben evimin hanımı olmak istiyorum.</p>
<p>Bu bina sizin mi?</p>
<p>Evet, babamın daha doğrusu dedem almış. Biz üç kardeşiz babamlarla beraber oturuyoruz. </p>
<p>Biraz da Tahsin Bey&#8217;in oğlu Ahmet&#8217;le görüşüyoruz. Üniversiteyi bitirmiş Ahmet, şimdi özel bir kurumda çalışıyor. Fransa&#8217;da kalmış bir süre.</p>
<p>Tahsin Bey nasıl bir babadır?</p>
<p>Gerçekten annemin de dediği gibi çok sabırlı bir insan. Herkes bir sanatçıyı, ünlü birilerini model alır, benim modelim de babamdır. Mühendislik mesleğini seçmemin nedeni de babamdır. Babamla biz çok vakit geçiririz. </p>
<p>Neler yaparsınız babanla?</p>
<p>Babamla bizim maceramız çok. Ben üniversite yıllarındayken çok gezdik. Babam iş sebebiyle geziyordu. Yanında beni de götürüyordu. </p>
<p>Balık tutmaya falan gider misiniz?</p>
<p>Balık tutma gibi değil de, bizim köyümüz var orada beraber bir şeyler yaparız. Hatta babam kaplıcaya gidecek olur hemen telefon eder, beraber gidelim diye. İşleri yoğun olunca gene arada bir sinemaya gidelim, yemeğe gidelim der. Genelde bir şey yapacaksak ailecek hep beraber yaparız. </p>
<p>Aile olarak en son nereye gittiniz?</p>
<p>Beraber Abant&#8217;a gittik. 15 tatildeydik. Bir de şu da çok önemli akşam babam geldiğinde yorgun ve sıkıntılı olduğu için akşamları herkesi rahat bırakır, herkes dinlenir. Ama sabahları şu var, ben gece 3&#8242;te bile yatsam mecbur sabah herkes kahvaltıda olacak. Ne olursa olsun en önemli öğünümüz kahvaltı. </p>
<p>Tahsin Bey, sanırım kendinize ait bahçeli bir eviniz varmış Dodurga&#8217;da? </p>
<p>Biz köylü çocuğu olduğumuz için, bizde tarlaya, bahçeye, ağaçlara, bitkilere bir sevgi var. Şimdi çocuklar da hanım da buna alıştılar. Hanım da şehirde yetişmiş, köy hayatını pek bilmiyor. Benim yanımda alıştılar şimdi benden daha çok seviyorlar. Köyde depremden sonra biz bir inşaata başladık, 10 senedir daha bitiremedik ama tuğlasını bile Ahmet&#8217;le ben ördük. Mühendis olduğumuz için bizde el becerisi de var. Hatta Ahmet Fransa&#8217;da okudu son sınıfı o gelince bitirdik birçok işini. Şimdi çatı bitti. Çok güzel yaptık. Alaaddin Yılmaz ve Hüseyin Özsoy&#8217;la beraber bir gün bir yere bakmaya gittik. Gelin dedim sizi bahçeye götüreyim. Gittik, bakın bakalım dedim çatı güzel olmuş mu? Ya çok güzel olmuş dediler malzeme de çok kaliteliymiş. İşçilik nasıl dedim. Çok güzel dedi. Ben yapabilir miyim bunu dedim? Yapamazsın nasıl yapacaksın dediler. Biz yaptık dedim inanamadılar. </p>
<p>Bir şeyler ekip biçiyor musunuz bahçede?</p>
<p>Bu işler dolayısıyla stresli oluyorum. Hem beden hem zihin yorgunluğu var tabi. Ben burada olursam bahçemize her gün gidiyoruz. Bayağı büyük bir bahçe 2500 metrekare. Bahçede zaten ağaç dikecek yer kalmadı her türlü meyve var kayısı, kiraz çeşitli erik ağaçları, enginar, frambuaz. Hep kendimiz yetiştiriyoruz bunları. Yazın bizim oraya bir ara bütün İl Müdürleri 45–50 kişi bahçede yemekler yiyorduk. Mesela Milli Eğitim Müdürünün ağaçta resmi var. Necip Çarıkcı&#8217;nın fotoğrafları var. 2–3 defa mısır dikiyoruz. Mısırları yapıp gelen gidenle yiyoruz. Bir iki mısır değil böyle bir kazanda kaynatıyoruz. En az elli tane kaynıyor. Hanımla kabak da yetiştiriyoruz bahçede biz. 30–40 tane kabak. Bazısı diyor getir satın alalım. Biz dağıtırız onu eşe dosta.</p>
<p>Tahsin Bey romantik biri midir, özel günlerde çiçek, özel hediyeler alır mı?</p>
<p>Alır. </p>
<p>14 Şubat Sevgililer Günü&#8217;nde ne aldı?</p>
<p>O zaman evde yoktu. Ama sürpriz yaptığı zamanlar olur. Almanya&#8217;ya gitmişti kendisi ben başta takılmıştım beni götürmüyor musun diye. Sonra bir gün aradı beni sende gelmek ister misin diye. O zaman da ablamın oğlunun düğünü vardı. Ben şimdi sayıyorum, bu hafta düğün var, kurban bayramı var akabinde de. </p>
<p>Dedim ki masrafımız çok ben gelmeyeyim. Tamam dedi telefonu kapattı. Sonra ben Ahmet&#8217;i aradım. Baban dedim beni de çağırıyor. İlk başta götürmemişti ama bak şimdi çağırıyor. Ama şimdi gidemeyeceğim diye anlatıyorum. Ahmet dedi ki anne sen ne diyorsun sen zaten gidiyorsun. (Ahmet yüzünde kocaman bir gülümseme ile) Babam biletini almıştı zaten.</p>
<p>Bir baktım ki bilet gelmiş ben güle oynaya gittim tabi. Çünkü hakikaten bu fırsat bir daha ele geçmez. Kendisi yaşadığı için bize de hep yaşatmaya çalışır. </p>
<p>ODTÜ&#8217;ye giriyordum ama o zamanlar orada anarşi vardı, gitmedim</p>
<p> Üniversitede hangi bölümü okudunuz?</p>
<p>Ankara&#8217;da Makine Mühendisliği okudum. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi&#8217;nde master yaptım. Onun da bir macerası var anlatayım. Ben ortaokulu bitirince liseye kayıt oldum, fakat bir an önce bitireyim, aileme yardımcı olayım diye düşünüyorum. O dönemde üniversiteyi düşünmeniz de bir şey, çünkü iş çok hem köyde var, hem otelde var.</p>
<p>Ben zaten diyorum bir an önce bitireyim aileme yardımcı olayım. Kendimce böyle düşünüyordum ama öyle düşünmemem lazımmış. Liseye kayıt oldum. Bana yol gösterecek kimse de yok, ailemde öyle okuyan da yok. Üniversiteli var ama uzakta, bana şöyle yap böyle yap diyecek kimse yok. Kendi kendinize karar vermek durumundasınız. Babama soruyorum nasıl istersen öyle yap diyor. Ama bir şeye karar vermek lazım. Bunun üstüne ben kısa yoldan okulu bitireyim bir mesleğe atılayım diye kaydımı aldım. Liseden sanat okuluna o zaman imtihanla alıyorlardı. Endüstri Meslek Lisesi değildi o zamanlar, sanat okuluydu. Sınava girdim bir baktım, herkesi geçmişim birinci kazanmışım okulu. 1971-72&#8242;lerde oluyor bunlar. Birinci sınıfta benim bütün derslerim on on. Beni teknik liseye gönderdiler. Lise sınavla alıyordu. Bana derslerin iyi sen imtihansız gideceksin, dediler. Bir sene burada okuduktan sonra imtihansız olarak Eskişehir&#8217;e gittim. Biz orada okurken teknik lise oldu. Teknik liseler dört yıllıktı. 3 senenin sonunda Endüstri Meslek Lisesi diploması aldım, onunla imtihana girdim. Benim bölümüm tesviye bölümüydü. </p>
<p>Yurtta kaldınız değil mi orada?</p>
<p>Tabi yurtta kaldım. Eskişehir&#8217;de 2 sene kaldım, bir sene de burada üç yıl. Üniversite için girdiğim imtihanda başa tıplar falan da yazmıştım ama hayalim makine mühendisliğiydi. Ben ilk tercihim olan Ankara&#8217;ya girdim. ODTÜ&#8217;ye de giriyoruz ama o zaman orada okumaya korkuyoruz. Oralarda anarşi var. Yoksa ODTÜ Makineye de giriyordu benim puanım. </p>
<p>Uzak durmak mı istediniz olaylardan?</p>
<p>Bizim okuduğumuz dönem en kritik dönemdi. Şimdi üniversitede okumanın hiçbir zorluğu yok. </p>
<p>O dönem herhangi bir hareketin içinde hiç bulunmadınız mı?</p>
<p>Bulunmamanız mümkün değil. 75&#8242;le 80 arası okudum. Ben sağ grupların içindeydim. </p>
<p>Katıldınız mı eylemlere?</p>
<p>Eylem derken mesela bir grup kalkıyor gece Ulus&#8217;a gidip yazı yazıyor, afiş asıyorlardı. Bizim yaptığımız da buydu, yanlarında bulunduk. Bu grupların arasında silahlı olanlar da vardı. Polis gelirdi, herkes dağılır giderdi. </p>
<p>Duvara yazı yazdınız mı hiç?</p>
<p>Yazı yazan vardı. Ama ben bizzat yazmadım.</p>
<p>Gözcülük mü yapıyordunuz daha çok?</p>
<p>Kalabalık yapıyordum. O dönem öyleydi. On on beş kişi öldü her iki taraftan da. Mesela Hacettepe&#8217;ye gitmiştik grup toplanmıştı. Sık sık böyle yürüyüşler oluyordu. </p>
<p>Ankara&#8217;da nerede kaldınız?</p>
<p>Ben evde kaldım arkadaş gruplarıyla. Ankara&#8217;da yurtlarda kaldım, evlerde kaldım. Akraba yanında kaldım. O kadar çok yerde kaldım ki. Okula gitmeden önce kafelerde toplanırdık. Okula giderken herkes toplanır bir yerde topluca gidilir, topluca dönülürdü. İyi bir şey değildi. O dönem çok zor günler atlattık. </p>
<p>Peki, özel bir anınız var mı, üniversite yıllarınıza ait sizi çok derinden etkileyen?</p>
<p>Bir ara olaylar çok şiddetlendi. Her grup farklı bir tarafta oturuyor, aramızda da polis oturuyor. Öyle zamanlar oluyordu ki, hoca arkasını döndüğü anda birbirlerine giriyorlardı. Çoğu insan bu stresten okulu bıraktı, çoğu ilaç kullanıyordu. Şimdi bir gün gene ders yapılıyor. Dışarıdan güm diye bir ses geldi. Korktuk bomba mı patladı, diye. Kaçışmaya başladık. Sonra öğrendik ki tuvalette kapı düşmüş yere.</p>
<p>Dağ, bayır, ormanlar da dahil ayak basmadığımız yer kalmadı</p>
<p>Peki, emekli olunca ne yapmayı düşünüyorsunuz? Var mı kafanızda bir plan?</p>
<p>Emekliliğim doldu tabiî ki. Benim bir iki tane, daha evvelden yapmak istediğim şeyler var. Bunlar Bolu&#8217;nun geleceğini aşacak şeyler. Sarıalan projesi var. Bu projeyi başlatmak istiyorum. Bürokrasiyi yenmek, çok zor ve uğraştırıcı. Bürokratik engellerle uğraşıyorum. Abant&#8217;ın bitmesini istiyorum. Bunlar gerçekleştirdikten sonra emekli olmayı düşünüyorum. </p>
<p>O zaman bir 5 yıl daha diyorsunuz?</p>
<p>5 yıl falan sürmez herhalde. Ben yine boş durmam bir çevremiz var, bir şeyler bulur uğraşırım. Sarıalan projesi benim için çok önemli, bence Sarıalan bir Abant kadar önemli ve değerli bir yer. Buralar için, Sarıalan Göleti için on beş yirmi yıldır uğraşıyoruz. Şu ana kadar yapılamadı. Benim memuriyet hayatımda 30 sene bitti. 25 yıla yakını Bolu&#8217;da geçti. Burada fiili olarak hizmetlerin içinde geçti. Dağ, bayır, ormanlar da dâhil ayak basmadığımız yer kalmadı.</p>
<p>Bu 25 yıllık süre içinde sizin en değer verdiğiniz proje Taşkesti, Sarıalan projeleri diyebilir miyiz?</p>
<p>Tabi köy alt yapılarında sayısız iş yaptık, küçük küçük, bunlar yoldur kanalizasyondur. Örneğin ben göreve geldiğimde gölet sayısı 32 idi. Şu anda 110. Tabi bunların yanında en önemli projemiz Taşkesti Projesiydi. Onun için 5 yıldır uğraşıyoruz. Şu anda inşaat bitti. Gölün yarıya yakını da doldu. Bundan sonra da orada başka projeler geliştirilecek tabii. Ama önemli olan temel olarak göletin yapılmasıydı. </p>
<p>Yani bu iki proje biterse içim rahat bir şekilde emekli olabilirim mi diyorsunuz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/leb-i-derya-muhabbet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüm yürekleri sarsın muhabbet koksun dünyamız</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/tum-yurekleri-sarsin-muhabbet-koksun-dunyamiz.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/tum-yurekleri-sarsin-muhabbet-koksun-dunyamiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:26:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=710</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın hayatında bazı hataları vardır bilemez o anda anlayamaz. Pişmanlıklar ve keşkelerle doludur bir çok hayat. Pişmanlıklar yeni pişmanlıkları hatalar geri dönüşü olmayan hataları doğurur çoğu zaman.
Kaç kere doluya koyarız almaz boşa koyarız dolmaz. Hepimizin olmuştur mutlaka geri getirmeyi düşündüğümüz zamanlar. İçimizde bir zaman makinesi yapıp gitmek istemişizdir geçmişe…
Yüreğimiz mutlaka büklüm büklüm burkulmuştur. Acılar çekmişizdir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın hayatında bazı hataları vardır bilemez o anda anlayamaz. Pişmanlıklar ve keşkelerle doludur bir çok hayat. Pişmanlıklar yeni pişmanlıkları hatalar geri dönüşü olmayan hataları doğurur çoğu zaman.</p>
<p>Kaç kere doluya koyarız almaz boşa koyarız dolmaz. Hepimizin olmuştur mutlaka geri getirmeyi düşündüğümüz zamanlar. İçimizde bir zaman makinesi yapıp gitmek istemişizdir geçmişe…</p>
<p>Yüreğimiz mutlaka büklüm büklüm burkulmuştur. Acılar çekmişizdir sebepsiz yere defalarca.<br />
Ama yaşam devam etmektedir her şeye rağmen. Önemli olan pişmanlıkları geride bırakıp yeni güne merhaba diyebilmektir elbet. Yaşamın tüm olumsuzluklarına karşı dur diyebilmek hayatta kalabilmek buradayım işte yıkılmadım diyebilmektir.</p>
<p>Küçük bir çocuk olmak çoğu zaman, yeni bir oyuncak alındığında unutmak her şeyi. Tüm olumsuzlukları silmek ve sadece yeni oyuncağın tadını çıkarmaktır beklide hayat.</p>
<p>Belki yazın sıcağında izin dahilinde olan dondurmadan bir iki külah daha fazla koydurup bir çırpıda bitirmek ve çok geçmeden tekrar dondurma istemektir. Bir çocuğun umut penceresinden bakabilmek onun hayal dünyasına inebilmektir hayat.</p>
<p>Ne fırsatlar çıkar halbuki karşımıza hayatta. Ve biz pek azını değerlendiririz tabularımız pek azına onay verir yaşamın. İzin verilmeyen kısmını beklide pişmanlık olarak bir ömür taşırız beraberimizde.</p>
<p>Bir köpeğim vardı. Adı Gümüştü. Bazen kızardım ona uzaklaşırdı benden. Çok geçmeden çağırdığımda hiçbir şey olmamış gibi yine koşarak heyecanla kuyruğunu sallar ve gelirdi yanıma. İçinde hiç kin olmadı yaşamı boyunca. Bazen düşünürüm insanlar neden bu kadar kin beslerler birbirlerine. Konuşurlar birbirlerinin hakkında. Küçük bir köpek bile akıl ederken kin tutmamayı her şeye yeniden başlamayı biz neden onun kadar olamayız ve büyütürüz kin tohumlarını içimizde.</p>
<p>Yaşam bizi nerelere sürükler bilinmez. Ve bu yolda ne kadar yürümemize izin verilmiş bilinmezlik ülkesinde. Bir an varız bir an yokuz. Aslında hepimizin bir nefeslik hayatı kalmışken yüreğimize kin değil sevgi tohumlarını ekelim. Özenle sulayalım itinayla bakalım. Kucak açalım birbirimize en başta kendi yüreğimize… ve bir hastalık gibi bulaştıralım sevgiyi birbirimize. Tüm yürekleri sarsın bu muhabbet ve muhabbet koksun dünyamız.</p>
<p>Sevgi ve muhabbetle kalın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/tum-yurekleri-sarsin-muhabbet-koksun-dunyamiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Havada Muhabbet</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/havada-muhabbet.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/havada-muhabbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:26:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=708</guid>
		<description><![CDATA[Değerli okurlar günlerdir, “Hepatit Otobüsü” şehrimize geldi diye bayağı bir kafa ütülediğimin farkındayım. Ancak 2008 yılında tüm Türkiye’yi dolaşmaya başlayan ve özellikle sağlık güvencesi olmayan hastalara test yaptırıp hastalığı taşımayanların aşılanması gibi çok ulvi bir görevi yerine getirdiği için başarılı bir proje olduğu kanısındayım. Bu açıdan cuma gününe kadar ücretsiz hizmet vermeye devam eden otobüste; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlar günlerdir, “Hepatit Otobüsü” şehrimize geldi diye bayağı bir kafa ütülediğimin farkındayım. Ancak 2008 yılında tüm Türkiye’yi dolaşmaya başlayan ve özellikle sağlık güvencesi olmayan hastalara test yaptırıp hastalığı taşımayanların aşılanması gibi çok ulvi bir görevi yerine getirdiği için başarılı bir proje olduğu kanısındayım. Bu açıdan cuma gününe kadar ücretsiz hizmet vermeye devam eden otobüste; cumartesi günü saat 13.30’da vatandaşlara doktorlar tarafından bilgilendirme ve eğitim verilecektir. </p>
<p>Gelelim bugünkü yazımıza; Pazartesi günü akşam “Hepatit B” konulu bir toplantı için Ankara gittim. Uçakta yanımda oturan iki bey vardı, tanıştıktan sonra hoş sohbet bir muhabbet başladı aramızda. Yanımda oturan Alper bey, Doğal gaz işi ile ilgili olarak ticari bir amaç için Diyarbakır gelmiş ve memleketine dönüyordu. Diğer arkadaşta sağlık kontrolü amacıyla Ankara uçuyordu. Tabii neyiniz var diye sorduğumda aldığım cevap çok ilginçti. “Hocam bende Hepatit B var, o yüzden arada bir kontrole gidiyorum” dedi. Evet değerli okurlar bu sadece bir örnek maalesef 21.yüzyılda dahi insanlarımız hala “kronik hastalıkların takibi” için başka şehirlere gitmek durumundalar. Peki niye? Bu konu birazda biz hekimlerin hatasından kaynaklanıyor olmasın. Acaba hastalarımızla yetirince ilgileniyor muyuz? Tabii ki burada hatayı tek taraflı olarak algılamamak lazım. Ama olan gerçek şu ki bölgemizin hepatit B hastası Diyarbakır’da muhatap bulamadığı için Ankara’ya kontrole gitmekte.<br />
Benim ilgilendiğimi görünce “ Hocam, sizin Diyarbakır Söz Gazetesindeki köşenizi arada bir okuyorum, güzel şeyler yazıyorsunuz” dedi. Kendisi ile uzun uzun sohbet ettim. Bu hastalığın kronik bir hastalık olduğunu ve sürekli takip altında olması gerektiğini gerekirse tedavi edilmesi gerekliliğini anlattım. Tatmin olduğunu yüz ifadesinden anlaşılmaktaydı. Dönüşte ziyaretime geleceği konusunda söz verdi. Bana sorarsanız geleceğini düşünüyorum.<br />
Peki bu konuyu niye bu kadar kurcaladınız? Diye sorabilirsiniz… Aslında bu konu beni doğrudan ilgilendiren bir konuda değil, ancak iş gücü kaybı, gereksiz maliyet ve zaman israfı düşünülürse bu konuyu dile getirmek bence doğru bir davranış olur. Bizimkisi amma hizmeti…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/havada-muhabbet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doyumsuz muhabbet insanı, şimdi TV yıldızı</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/doyumsuz-muhabbet-insani-simdi-tv-yildizi.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/doyumsuz-muhabbet-insani-simdi-tv-yildizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=706</guid>
		<description><![CDATA[Dört yıl öncesine kadar Türkiye&#8217;nin adını bilmediği yönetmen ve senarist Sırrı Süreyya Önder, şimdi toplumun geniş kesimlerinin tanıdığı ve herkesin sevdiği &#8216;muhabbetine&#8217; doyamadığı biri olup çıktı. Kimdir, hikâyesi nerede başlar, insanların gönlüne dokunmayı nasıl becerir, merak ettik Önder de SABAH PAZAR&#8217;a &#8216;kayıtlı bir muhabbet&#8217;te anlattı
TÜRKİYE BU ADAMIN MUHABBETİNE DOYMUYOR
Sadece dört yıl oldu hayatımıza gireli. Ondan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yıl öncesine kadar Türkiye&#8217;nin adını bilmediği yönetmen ve senarist Sırrı Süreyya Önder, şimdi toplumun geniş kesimlerinin tanıdığı ve herkesin sevdiği &#8216;muhabbetine&#8217; doyamadığı biri olup çıktı. Kimdir, hikâyesi nerede başlar, insanların gönlüne dokunmayı nasıl becerir, merak ettik Önder de SABAH PAZAR&#8217;a &#8216;kayıtlı bir muhabbet&#8217;te anlattı<br />
TÜRKİYE BU ADAMIN MUHABBETİNE DOYMUYOR<br />
Sadece dört yıl oldu hayatımıza gireli. Ondan önce ne adını-sanını duymuşluğumuz var ne de başka bir şey. Ama şimdi öyle bir şey oldu ki, çıktığı televizyon programlarına e-mail atan seyirciler &#8220;Susturun şu tatlı dilli sosyalisti yoksa hepimiz sosyalist olacağız,&#8221; diyecek kadar çok seviyorlar onu. Sadece bu mu? Onun yeni bir sol partinin lideri olmasını isteyenler, cumhurbaşkanlığına layık görenler, konuştuğunda hiç susmasın diye ağzının içine bakanlar öyle çok ki. Kürt olmadığı halde &#8220;Keşke Kürt sorununu çözmek için bir şey yapsa,&#8221; diye düşündürtüyor insanlara. Hayatımıza girdiği günden beri nerede bir hak ihlali olsa tavrını ve duruşunu özgürlük ve eşitlikten yana en net şekilde koyanlardan. Kanal 24&#8242;te yaptığı Kafa Dengi programı ve konuk olarak katıldığı TV programları bir klip, bir şarkı izlercesine video izleme sitelerinde izleniyor. Üstelik söylediği şeyler de öyle yenilir yutulur cinsten olmamasına rağmen: &#8220;12 Eylül ahlaksızlıktır,&#8221; diyor, &#8220;Niye umutsuz olayım faşizmin istediği de budur,&#8221; diyor. Sosyalist dünya görüşünden zerre taviz vermiyor ama kendisi gibi düşünmeyenlerle sabahlara kadar muhabbet edebiliyor. Yaptığı TV programında en popüler insanları görmek de mümkün, bir çöp toplayıcısını da. Adıyaman&#8217;dan düştüğü mapus damından çıkalı, şunun şurasında sadece 23 yıl olmuş ve bu 23 yılda da hayatının büyük bölümünü toplumun en dibindekilerle geçirmiş. Her konuşmasında Anadolu&#8217;dan, eskilerden, yaşanmışlıklardan bir anekdot var. Kafasında tuttuğu, bildiği, unutmadığı o kadar çok anı var ki, 100 yıl yaşamış gibi. Üstelik bunları naklederken hiç bozmadığı Adıyaman aksanlı dilinden bal damlıyor adeta. Yüzündeki sürekli dinmeyen gülümsemesi iki kesim söz konusu olunca donuyor sadece: İşkenceciler ve faşistler. Şimdilerde 1978&#8242;de henüz 17 yaşındayken protesto ettiği için hapis yattığı Maraş olaylarını anlatan bir filmin hazırlığı içerisinde. Uzun yıllar üzerinde çalıştığı O Tozlar Bu Çamurları Getirdi (ismi değişebilir) romanı da pek yakında okurla buluşacak. Birkaç haftadır &#8216; kayıtlı muhabbetin&#8217; kapısını aralayalım diye az taciz etmedik. Kayıtlı da olsa muhabbetine doyamadığımız, birlikte zaman geçirmeyi mesut olma sebebi saydığımız için iki kişi birden kapısını çaldık. Kırmadı &#8220;E öyleyse buyrun evime,&#8221; dedi. Türk kahveleri eşliğinde biz sorduk o da anlattı.</p>
<p>- Hayatımıza 2006&#8242;da girdiniz. Bir film yaptınız, bir filmin de senaryosunu yazdınız ve sadece bu kadarla ülkenin sevdiği ilaç gibi bir adam oldunuz. Ne diyorsunuz?<br />
- Ben iddialarla dâhil olmadım sinema sektörüne. Sadece bir iddiam var: Derdimi derli toplu anlatabilmek, kendim için geçer not eşiği bu. Politikayı sinemanın önüne koyan bir insanım. &#8216;Dünya görüşün mü, sanatın mı&#8217; dediklerinde daima siyasetim sinemanın önüne geçer. Dertlerimizi daha çok öne koyuyorum, bunu bir romanla da yapabilirdim, becerebilsem şiirle de olurdu, çizebilsem resimle de olurdu, sinema denk geldi, sinemayla oldu. </p>
<p>- Bu dertler ne zaman başladı?<br />
- Çocukluktan beri. Adıyaman&#8217;ın iki-üç sosyalist ailesinden birinin çocuğu olarak doğdum. Babam berberlik ederdi, sonra arzuhalcilik yaptı. Belki yazıcılık hüneri oradan geliyordur. Dayılarım da Saidi Nursi&#8217;nin talebeleriydi. Ve ben memleketin ahvalini o yaşta anladım: Ya dayım sürgünde ya da hapiste, ya babam cezaevinde ya da değişik mahrumiyetlerde. Hiçbir zaman ikisinin birden dışarıda olduğu bir zaman dilimini görmedi bu ülke. </p>
<p>- Erken ölmüş babanız&#8230;<br />
- Evet, öldüğünde 35 yaşındaydı. Babam öldüğünde sekiz yaşımdaydım, onun ölümüyle birlikte o zaman dershane tabir edilen ve Risale-i Nur okutulan derslere devam ettim. 12-13 yaşından sonra da babamın kitaplarını keşfettim. Babam öldüğünde kendisinden geriye 1970&#8242;lerin parasıyla 30 bin TL borç ve bir sürü de kitap kalmıştı. Orhan Kemal, Kemal Tahir, Ahmet Arif, Nâzım Hikmet&#8217;i bu kitaplardan keşfettim. Yolculuğum Risale-i Nur&#8217;dan sosyalizme doğru bir kayma gösterdi. Fakat o kanalları hiç kapatmadım. Şunu o zaman keşfettim: Bir insan sizin perspektifinizden bakmayabilir, ama bu konuşmanızın önünde engel değil. Bunun için iki şeye ihtiyaç var, birisi mutlak saygı, diğeri reddettiğiniz şey hakkında asgarinin üzerinde bir bilgi sahibi olmanız. </p>
<p>- Cezaevinde mektuplaşır mıydınız?<br />
- Cezaevindeyken bana -annemin okuma yazması yoktur- iki kişiden mektup gelirdi. Birisi amcamdı ki sosyalist öğretmen hareketinin önemli isimlerinden biriydi, birisi de dayımdı. Dayım bizzat Bediüzaman&#8217;ın yanına kadar gidenlerden biriydi. Dayım mektuplarda sık sık Hz. Eyüp kıssasını anlatırdı. Her mektubunun sonuna bir beyit yerleştirirdi. Amcam eski Adıyaman&#8217;ı anlatırdı, eskiden yaşanılanları, sıkıntıları. Onat Kutlar&#8217;ın bir değerlendirmesidir bu, cezaevindeki mektuplaşma için &#8216;fısıltıyla konuşmak&#8217; tabirini kullanır. Onu bihakkın tecrübe etme imkânım oldu. Çünkü alt metin, satır arası okumak denen şeyin örneğini verdik yıllarca. </p>
<p>- Kaç yıl yattınız?<br />
- Birçok yerde yedi yıl diye geçer ama politik nedenlerle sadece beş yıl yattım. Biriki kere de başka sebeplerle girip çıktım. Cezaevinden 1986&#8242;da, Özal&#8217;ın ilk infaz yasasından faydalanarak çıktım. 12 yıl kesinleşmiş ceza almıştım. </p>
<p>- O zamanın devrimcileri sert bir görünüm çizerlerdi. Onlara hiç benzemiyorsunuz. Bu süreç size ne kattı?<br />
- Şimdi ne cümle kursam yasadışı bir örgütü övmeye gidecek. Genel anlamda Türkiye solu tercüme bir bilinçlenmeyle sakatlandı. Soyutlamayı beceremediğimiz gibi, indirgemeyi de beceremedik. Başat çelişki her yerde aynıdır, ama tezahür ediş biçimi farklılıklar içerir. Şu beklenirdi bu topraklardan: Daha bu ülkeye mahsus, yerel olmayan ama yerli damarı da bağrında taşıyan bir şeyler. </p>
<p>- Bunu Türkiye soluna söylüyorsunuz&#8230;<br />
- Evet, 1980 öncesi sol, dünyadaki Çin, Sovyet ve Avrupa komünizmi eksenli siyasetten etkilenen bir odaklanma yaşadı. Öyle olunca birçok siyasi düşünce ülkenin somut şartlarının somut tahlili yerine, ülkedeki durumu o politikalara uyarlamayı tercih etti. Bu da halkla temas kanallarımızı bir hayli daralttı. Geniş buluşmalar yaşadık gerçi ama kökleşemediği için de bir darbeyle tuz-buz oldu. </p>
<p>- Siz bunu ne zaman fark ettiniz?<br />
- Belki de ta çocukluğumda, o zaman başlayıp yıllar süren koyu bir yoksullukla. Evin en büyük çocuğu olarak sekiz yaşımdan beri çalışıp eve ekmek götürdüm. O yaşta fotoğrafçılığa başladım. İlk kadraj bilgisiniduygusunu da, ışık ve gölgeyi de o ustamdan öğrendim. Rötuş işlemiyle tabak gibi parlak suratlar yapardım, kaymak tabağı gibi olurdu. Cillop gibi yapmayı işçilik zannederdim. Bir Anadolu deyişidir: &#8216;İş işlemeyi biliyorsun diye her yere nakış işleme,&#8217; derler. Bunlar Marksist estetik okumalarla da birleşince, birdenbire vaktiyle kötüsünü de yapmış olmanın verdiği bir deneyime dönüştü. Fotoğrafçılıktan kazandığım para evi geçindirmeye yetmeyince, Sıtma Savaş&#8217;a mevsimlik ilaçlama işçisi olarak girdim. </p>
<p>- Bunlar cezaevinden önce olan şeyler mi?<br />
- Evet, 8-18 yaş aralığında yaptığım işler. Sıtma Savaş&#8217;a girince sendikalı olduk, sendika işyeri temsilcisi seçildim ve beni işten attılar. İşsiz kalınca bir arkadaşımla lastik tamirci dükkânı açtım, bu arada şoförlüğü öğrendim. Ardından Ankara Siyasal&#8217;ı kazandım. Ankara&#8217;da bir günüm bile sadece okula gitmekle geçmedi. Boza, mısır, Milli Piyango bileti sattım, pavyonlarda çalıştım, marley işçiliği yaptım. Böyle olunca o en dibin reflekslerini biliyorsun. Bu ülkede iktidara o en dipteki yüzde 5 karar verir, turnusol oradadır. Bütün toplumun en altında olan, gelir düzeyi olarak düşük ve lümpenleşmemiş bir kesim var. Bu kitle zamanında Ecevit&#8217;e umut bağladı, tekel direnişine kadar da Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a.</p>
<p>SOL HALA &#8216;HALKIMIZ BİZİ NİYE ANLAMIYOR&#8217; DERT YANIYOR<br />
- Sol sözünü ettiğiniz yüzde 5&#8242;i tanımıyor mu?<br />
- Bunların reflekslerini, duygularını, tepkilerini, yönelimlerini, hepsinden önemlisi de dillerini bilmiyorsan, bunlara dair hiçbir önermede bulunamazsın. Suni denge neye denir, üç dünya teorisi ne demektir, sanatta dekadan neye yol açmıştır, sivil toplum nasıl olur bu insanların ilgi alanında değildir. Ama bunların hepsi bu insanlara anlatılabilir. Artı değer teorisini Behice Boran ve Mehmet Ali Aybar&#8217;ın Türkiye İşçi Partisi işçilere bir gazozla anlatırdı. İşte onun için 15 milletvekiliyle gittiler Meclis&#8217;e ve Meclis&#8217;in tozunu attırdılar. </p>
<p>- Geldiğimiz aşamada neden yapılamıyor?<br />
- Bugün geldiğimiz noktada sorunlar çok karmaşıklaştı, çok faktörlü, çok bileşenli bir hal aldı. Ama biz daha işin ABC&#8217;sinde bu işlekliği kazanamadığımız için halen &#8216;halkımız bizi niye anlamıyor&#8217;, noktasındayız.</p>
<p>KAMYON ŞOFÖRLÜĞÜ DE YAPTIM, İNŞAAT İŞÇİLİĞİ DE&#8230;<br />
- Hapisten çıkınca ne yaptınız?<br />
- Adıyaman&#8217;a gittim ama orada aç kaldım, kimse bize değil iş, selam bile vermiyordu. Korkuyordu herkes. Yüksek öğrenim hakkımız elimizden alındığı için okula da dönemedim. İstanbul&#8217;a geldim ama hayata dair hiçbir adı konmuş becerinin sahibi değilim. Elektronik ürünler satan bir firmada kamyon şoförü olarak çalışmaya başladım. Anadolu&#8217;da gitmediğim kara parçası kalmamıştır. Sonra bu işi ben de yapabilirim dedim. Borca girip bir kamyon aldım. Ama sonra iflas ettim. Büyük vergi cezaları, sıkıntılar&#8230; Sonra bu nedenle tekrar hapse girdim. Hapisten çıkınca, borçlar da beni bezdirince Ukrayna&#8217;da, Kazakistan&#8217;da, Moskova&#8217;da inşaat işleri yapmaya başladım. Rus mimarisinin inceliklerini de kısa zamanda çözdüm (Gülüyor). Küçük restorasyon işleri yapıyordum. </p>
<p>- 2006&#8242;ya kadar hep ekmek parası derdiyle mi geçti hayatınız?<br />
- Biraz öyle geçti. Çeşitli işlerde çalıştım, son olarak Kanal Türk&#8217;ün inşaat işlerini yaptım. O günlerde bir roman yazıyordum, Beynelmilel romanın bir bölümüydü. O romanın da çok yakında okurla buluşacağını söyleyebilirim.</p>
<p>BAŞBAKAN&#8217;A ŞİMDİYE KADAR SÖYLEDİĞİM SÖZLERİ YİNELEYECEĞİM&#8230;<br />
- Siz de Başbakan&#8217;ın açılım kahvaltısına gidecek misin ve giderseniz Başbakan&#8217;a ne söyleyeceksin?<br />
- Başbakanlıktan davet aldım ve gideceğim. Her platformda neler söylediysem kahvaltıda da onları söyleyeceğim. Demokrasi ve barışın yolundaki taşlara kendimce işaret edeceğim. Bunu kimseleri müdahil etmeden bu ülkenin halklarının çözmesi gerekliliğini dile getireceğim. </p>
<p>-Televizyon programınızın yanında gazetede yazılar da yazmaya başladınız, devam edecek mi?<br />
- Daha önce Radikal 2&#8242;de ara sıra yazıyordum. Şimdi Birgün gazetesinde haftada bir kez yazıyorum. &#8216;Güncel&#8217;e dair düşüncelerimi dile getiriyorum. Kanal 24&#8242;te Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf&#8217;la sanat, edebiyat, siyaset semalarında geziniyoruz. Filme başlayana kadar yapmaya devam edeceğim.</p>
<p>MOSKOVA&#8217;DA BİR KONUŞTUM ÖDÜLE MANİ OLDUM<br />
- Moskova&#8217;ya daha sonra Beynelmilel&#8217;in yönetmeni olarak gitmek garip geldi mi size?<br />
- Mezhdunarodnye adlı bir otelin yanındaki binanın inşaatında çalışmıştım. Mezhdunarodnye, &#8216;beynelmilel&#8217; yani &#8216;enternasyonal&#8217; demek. Yıllar sonra Moskova Film Festivali&#8217;nde Beynelmilel yarıştığı zaman biz Mezhdunarodnye otelinde kaldık. Çakma bir Cannes ambiyansı yaratılmıştı, kırmızı halıda yürüdük. Film gösterildi, seyircilerin ve jürinin katıldığı bir söyleşi düzenlendi. Ben, Muharrem (Gülmez), Özgü (Namal), Cezmi Abi (Baskın) Sübhaneke boncuğu gibi dizildik. Filmimiz favori, ödül de bekliyoruz. İlk soruyu Pravda temsilcisi sordu ve &#8220;Sizin filmde olumladığınız marşla bize yıllarca işkence ettiler. Ne mutlu ki bize bunu yapanların oranı yüzde altıya düştü. Daha da azalmalarını, hatta yok olmalarını diliyorum. Ne işiniz var Moskova&#8217;da,&#8221; dedi. Moderatör soruyu fazla ideolojik buldu ama ben cevaplamak istedim ve şöyle dedim: &#8220;Moskova&#8217;ya karşı sizi bağlayan sebeplerden daha fazla bir bağım var benim. Festival merkezinin inşaatında çalıştım. En büyük şairimiz burada yatıyor, Dostoyevski, Puşkin bizim de edebiyatçılarımız. Bu kadarı Moskova&#8217;ya gelmemiz için kafi. Faşizmi çocuklarımıza anlatmamız uzun sürerdi, biz de filmini yaptık. Eğer üzülecekseniz vahşi mafya kapitalizminin ülkenize yaptıklarına bakıp üzülebilirsiniz. Yok olmamız meselesine gelince, ne mutlu ki sosyoloji ilmi temennilerle yürümüyor.&#8221; Ben böyle deyince salonda bulunan komünistler Pravda yazarıyla tartışmaya başladı. Salon birbirine girdi. Ertesi gün sosyalist &#8216;Faşizmi çocuklarımıza anlatmamız uzun sürerdi, biz de filmini yaptık&#8217; cümlesini manşet yapmışlar, liberaller ise &#8216;Moskova&#8217;da bir komünist (!)&#8217; başlığını öne çıkartmışlar. Ama bu konuşma meğerse Cezmi Abi&#8217;ye verilecek ödüle engel olmuş. Bunu iki yıl sonra Nürnberg&#8217;te öğrendim.</p>
<p>CEZAEVİNDE TOPLUMUN EN DİBİNDEKİLERLE TANIŞMAM BİR ŞANSTI<br />
- Cezaevi sürecinize geri dönersek, orada tanık olduğunuz şeyler, tanıdığınız insanlar sizin sanatçı tarafınıza nasıl katkı yaptı?<br />
- 12 yıl ceza kesinleşince Mamak&#8217;tan Ulucanlar&#8217;a, oradan da Haymana Cezaevi&#8217;ne gittim. Haymana bu ülkenin kristalize fotoğraflarından biri. İsyan eden Kürtlerin iskân edildiği İç Anadolu&#8217;daki önemli bir merkez. Haymana&#8217;da Çerkezler var, Tatarlar var, Türkmenler var. Etnisiteye göre suç tablosu çok net gözlemleniyordu. Çerkezler genellikle düğünde kavga etmekten geliyorlardı cezaevine. Tatarlar, Türkmenler trafik kazası, Tarım Kredi Kooperatifi&#8217;nden kredi alıp ödeyememek gibi suçlarla. Kürtler birbirinin harmanını yakmak ya da kan davasıyla geliyorlardı. Haymana &#8216;B&#8217; tipi cezaeviydi, yani cezasının altıda beşini yatmış olanlar oraya gönderilirdi. Kriminolojiye takla attıracak suç çeşitlerini ve faillerini görürdük. Mesela ensestin her varyasyonunu görmüştüm ama Ulucanlar&#8217;da babasına tecavüz eden adamı bile gördüm. Babasına tecavüz eden bir adam duyduğunuzda ilk tepkiniz sunturlu bir küfür olur. Fakat bunlardan birkaç tane görünce ve biraz deşince, aslında o babanın da kendi çocuğuyla bir ensest ilişki yaşadığı için bir cezalandırma biçimi olarak tecavüze uğradığını öğrenirsin. Bu ülkede kayınbaba-gelin evliliği herkesi utandıracak rakamlarda. Kayınbabanın eceli yaklaştığında, oğul karısından boşanır, kendi karısını babasına nikâhlar ki maaşı boşa gitmesin. Devletten 400 TL almak için çocuğuna geri zekâlı raporu uyduran babalar var bu ülkede. Bunlarla bir çay içmeden, bunlara bir çay ikram etmeden, nasıl sen bu ülkenin geleceğine dair, sanatla, siyasetle ilgili bir cümle kurabilirsin?</p>
<p>USTALARA SAYGI, POPÜLER FİLM YAPANLARA SEVGİ GÖSTERMEK GEREK<br />
- Türkiye&#8217;de sinemanın durumunu nasıl görüyorsunuz?<br />
- Önce sinema dimağına hizmet eden ustalardan başlayayım. Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Reha Erdem, Yeşim Ustaoğlu, Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz&#8230; Bunlar sinema yolculuğu meşakkatli olan insanlar. Kim bu meslekte bir taşı taşın üzerine koymaya niyet etmişse, kim buradan evine ekmek götürecekse, hepimizin bu insanlara karşı saygı borcu var. Bu insanlar doğru bildikleri yolda birbirlerini de tanımadan hepsi kendi vadilerini oluşturarak yol aldılar. Kendi vadilerine kendileri su taşıdı. Bir sürü çile çektiler. Setlerinde çalışan işçiden gittikleri laboratuara, vizyona girince seyirciye, üstüne vazife olmayan medya mensuplarına kadar herkes bu sinemacılar hakkında boşboğazlık edip dangalakça değerlendirmeler yaptı. Bu bir yolculuktu, onlar sebat ettiler bugün Türkiye sinemasını taçlandırıyorlar. Bakın Cannes&#8217;dan, Berlin&#8217;den ödül geliyor. Oscar da gelecekse bu dimağa hizmet edecek insanlardan birine gelecek. Bu ustalara saygı gösterdikten sonra popüler sinema ve hatta zevzek sinema yapanlara da birazcık sevgi göstermemiz gerekiyor. Popüler sinema da elbette olacak. Ben de, yapmaya çalıştığım filmlerde politik sinemaya daha yakın bir anlatımı tercih ediyorum. Filmlerimi daha fazla insanın izlemesini istemek gibi bir kaygıyı da taşıyarak yapıyorum bunu.</p>
<p>TANIK OLDUĞUM EN BÜYÜK HAKSIZLIK<br />
- Hrant Dink&#8217;in ölüm yıldönümünde de bu yıl siz konuştunuz&#8230;<br />
- Birçok yakınım, arkadaşım öldürüldü, bir sürü çileli ana tanıklık ettim ama hiçbiri Hrant&#8217;ın öldürülüşü kadar nefsime ağır gelmedi. Bana tanık olduğum en büyük haksızlık olarak tesir etti. Birçok insana da böyle tesir etmiş ki, Hrant, Türkiye tarihinde olmadık bir uğurlamaya mazhar oldu. Bu ülkede Hrant Dink cinayeti aydınlandığında, demokrasinin önündeki bütün engellerin neler olduğu bir laboratuar gibi ortaya çıkar. Aydınlandığında lafı yanlış, aslında apaydınlık duruyor önümüzde. Soruşturulduğunda ve hesabı sorulduğunda demek gerek&#8230;</p>
<p>SİNEMA SERÜVENİM BİR İLANLA BAŞLADI<br />
- Aklınızda sinema yokken mi sektöre girdiniz?<br />
- Yılmaz Güney&#8217;in Duvar filmi gösterime girince bir daha göreyim diye Beyoğlu sinemasına gitmiştim. Orada &#8216;Senaryo yazmak ister misin?&#8217; diye bir ilan vardı. Romanımı senaryolaştırayım dediğim için Barış Pirhasan&#8217;ın yanına gittim. Öyle başladı&#8230;</p>
<p>- Senaryolarınızdaki diyaloglar kendi deneyimlerinizden o halde. Beynelmilel&#8217;deki konsomatris Dilber karakteri gibi mi?<br />
- Dilber Ay&#8217;ı, Ankara&#8217;daki pavyon zamanlarından tanıyordum. Senaryoyu yazarken de onu düşünerek yazdım. Karakterin konuşması meselesine en canlı örnektir. Bizim sinemamızda pavyonda çalışan kadınlar hep iyi aile kızlarıdır. &#8216;Pavyona düşmüştür&#8217; güya ama pavyonlar o kadar vahim mekânlar değildir. Filmde, Dilber Ay ile Meral Okay kendi aralarında konuşurken &#8216;Pavyon evden daha iyi hiç olmazsa bulaşığı başkaları yıkıyor&#8217; derler.</p>
<p>DEVRİMCİYKEN PAVYONDA ÇALIŞTIM<br />
- Bir taraftan pavyonda çalışıyorsunuz, bir taraftan da devrimcisiniz, bir çelişkiye düşmediniz mi?<br />
- Niye düşeyim ki? Ama pavyona gidip pavyoncu, dışarıya gidip devrimci olamaz insan. Yani hayatta duruş denen bir şey var. Pavyonda da çalışsan, şoför de, ne bileyim yönetici de olsan dünya görüşün sende bir yaşam biçimi olarak tezahür ediyorsa bir sorun yok. Eğer haksızlığa boyun eğmiyorsan, zulme itiraz ediyorsan, kimsenin hakkını yemiyor ve yedirmiyorsan, kendi hakkını savunabiliyorsan ha orada ha burada çalışmışsın ne fark eder.</p>
<p>- Hayal ettiğiniz Türkiye&#8217;nin filmi nasıl olurdu?<br />
- İtiraz etmekten hayal kurmaya fırsat bulamıyoruz (Gülüyor). Her şeyin anahtarı Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi&#8230; Bu ülkede bu hakların uygulandığını görmeden gidersem gözüm açık gider. Yoksulluğun, zulmün bir tek ilacı vardır asgari demokrasi azami insan hakları.</p>
<p>BAŞKA TÜRLÜ BİR &#8216;SOL&#8217;U ÖZLÜYORUM<br />
- Size yüklenen misyonlardan haberiniz var mı bilmiyoruz ama, dost meclislerinde, ekşi sözlük&#8217;te, twitter&#8217;da Kürt sorununun çözümü için kimileri sizi adres gösteriyor, &#8216;gönüllerin Cumhurbaşkanı&#8217; diyor, &#8217;sol bir partinin başına geçse,&#8217; temennisinde bulunuyorlar. Ne düşünüyorsunuz?<br />
- Benim müktesebatım bu anılan işlerin hiçbirine yetmez. Hatta bunlarda sıradan bir nefer olmaya bile belki yeter, belki de yetmez. Hayranlık ilişkisini çok sıkıntılı buluyorum. İnsanların kafalarında benimle ilgili bir tasavvur var. Bu bir yerinden delindiği zaman, yani insanların bana biçtiği tasavvurun dışında bir laf ettiğimde, bu hayranlık ivmesi bir o kadar öfkeye dönüşebilir. Şimdi gelelim beklentilere&#8230; Cumhurbaşkanı olamam lise mezunuyum. (Gülüyor) Kürt sorunu, ancak savaşan taraflar bir araya gelirse çözülür. Ben savaşan taraflardan biri değilim. Sol bir partinin başına geçmek, asla. Çünkü benim özlediğim sol siyasal yapılanma, sosyalistinden sosyal demokratına kadar hiç korkmadan kendisiyle hesaplaşmış, doğrular eğriler manifestosu oluşturmuş, mümkün olan en temel asgari müşterekler etrafında bir araya gelen bir cephe ittifakıdır.</p>
<p>CEZAEVİNDE TOPLUMUN EN DİBİNDEKİLERLE TANIŞMAM BİR ŞANSTI<br />
* Cezaevi sürecinize geri dönersek, orada tanık olduğunuz şeyler, tanıdığınız insanlar sizin sanatçı tarafınıza nasıl katkı yaptı?<br />
- 12 yıl ceza kesinleşince Mamak&#8217;tan Ulucanlar&#8217;a, oradan da Haymana Cezaevi&#8217;ne gittim. Haymana bu ülkenin kristalize fotoğraflarından biri. İsyan eden Kürtlerin iskân edildiği İç Anadolu&#8217;daki önemli bir merkez. Haymana&#8217;da Çerkezler var, Tatarlar var, Türkmenler var. Etnisiteye göre suç tablosu çok net gözlemleniyordu. Çerkezler genellikle düğünde kavga etmekten geliyorlardı cezaevine. Tatarlar, Türkmenler trafik kazası, Tarım Kredi Kooperatifi&#8217;nden kredi alıp ödeyememek gibi suçlarla. Kürtler birbirinin harmanını yakmak ya da kan davasıyla geliyorlardı. Haymana &#8216;B&#8217; tipi cezaeviydi, yani cezasının altıda beşini yatmış olanlar oraya gönderilirdi. Kriminolojiye takla attıracak suç çeşitlerini ve faillerini görürdük. Mesela ensestin her varyasyonunu görmüştüm ama Ulucanlar&#8217;da babasına tecavüz eden adamı bile gördüm. Babasına tecavüz eden bir adam duyduğunuzda ilk tepkiniz sunturlu bir küfür olur. Fakat bunlardan birkaç tane görünce ve biraz deşince, aslında o babanın da kendi çocuğuyla bir ensest ilişki yaşadığı için bir cezalandırma biçimi olarak tecavüze uğradığını öğrenirsin. Bu ülkede kayınbaba-gelin evliliği herkesi utandıracak rakamlarda. Kayınbabanın eceli yaklaştığında, oğul karısından boşanır, kendi karısını babasına nikâhlar ki maaşı boşa gitmesin. Devletten 400 TL almak için çocuğuna geri zekâlı raporu uyduran babalar var bu ülkede. Bunlarla bir çay içmeden, bunlara bir çay ikram etmeden, nasıl sen bu ülkenin geleceğine dair, sanatla, siyasetle ilgili bir cümle kurabilirsin?</p>
<p>DİNDAR KESİMLE MUHABBETİM HEP VARDI<br />
-Muhafazakâr kesim neden sizi bu kadar seviyor?<br />
- İslami bir mevzuda görüşüm sorulduğunda, bilmediğim bir meseleyse hiç konuşmuyorum. Bildiğim bir meseleyse bildiklerimi tekrar gözden geçirip bir cümle kuruyorum. Bu ona duyduğum saygının bir göstergesidir. Ben bu saygıyı lafla göstermiyorum. Teoloji okumalarım toplam okumalarımın yarısından fazladır. Çünkü dünyada yaşayan insanların yüzde 70-80&#8242;i bir tanrıya inanıyor. Sen yeni bir dünya vaat ediyorsun. Ama dünyanın yüzde 80&#8242;inin iman ettiği, tüm hayatını buna göre tanzim ettiği bir meseleyi bir nebze araştırma, öğrenme, merak etme ihtiyacı hissetmiyorsun, olmaz böyle şey. </p>
<p>-Muhafazakâr kesimle ne zaman muhabbetiniz başladı?<br />
- Hep vardı, şu oldu da yollarımız kesişti diye bir şey yok. Ben insanı çok seviyorum. Bunu hisseden insanlar da beni seviyor olsa gerek. İnsanlarla maskeyle konuşmuyorum. Herkesle olduğu gibi muhafazakâr kesimle de muhabbet ederken samimi davranıyorum. Onlara karşı ne gereksiz pohpohlama çabasına giriyorum ne de riyakârca davranıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/doyumsuz-muhabbet-insani-simdi-tv-yildizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>zurna chat odası</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/zurna-chat-odasi.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/zurna-chat-odasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 21:47:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Odaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=704</guid>
		<description><![CDATA[muhabbete.net zurna sohbet odaları ile siz zurna chat sevenlere muhabbet imkanı sunmaktayız zurna sohbet odasına giriş yapmak için bağlan  yazısını tıklayınız zurna sohbet odasına hoşgeldiniz
BAĞLAN 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>muhabbete.net zurna sohbet odaları ile siz zurna chat sevenlere muhabbet imkanı sunmaktayız zurna sohbet odasına giriş yapmak için bağlan  yazısını tıklayınız zurna sohbet odasına hoşgeldiniz<br />
<a href="/sohbet.php"><b>BAĞLAN</b></a> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/zurna-chat-odasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>zurna sohbet odaları</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/zurna-sohbet-odalari.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/zurna-sohbet-odalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 21:47:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Odaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=702</guid>
		<description><![CDATA[muhabbete.net zurna sohbet odaları ile siz zurna chat sevenlere muhabbet imkanı sunmaktayız zurna sohbet odasına giriş yapmak için bağlan  yazısını tıklayınız zurna sohbet odasına hoşgeldiniz
BAĞLAN 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>muhabbete.net zurna sohbet odaları ile siz zurna chat sevenlere muhabbet imkanı sunmaktayız zurna sohbet odasına giriş yapmak için bağlan  yazısını tıklayınız zurna sohbet odasına hoşgeldiniz<br />
<a href="/sohbet.php"><b>BAĞLAN</b></a> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/zurna-sohbet-odalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>muhabbet zurna chat sohbet odası</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/muhabbet-zurna-chat-sohbet-odasi.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/muhabbet-zurna-chat-sohbet-odasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 21:47:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Muhabbet Odaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=700</guid>
		<description><![CDATA[muhabbete.net zurna sohbet odaları ile siz zurna chat sevenlere muhabbet imkanı sunmaktayız zurna sohbet odasına giriş yapmak için bağlan  yazısını tıklayınız zurna sohbet odasına hoşgeldiniz
BAĞLAN 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>muhabbete.net zurna sohbet odaları ile siz zurna chat sevenlere muhabbet imkanı sunmaktayız zurna sohbet odasına giriş yapmak için bağlan  yazısını tıklayınız zurna sohbet odasına hoşgeldiniz<br />
<a href="/sohbet.php"><b>BAĞLAN</b></a> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/muhabbet-zurna-chat-sohbet-odasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuba Ünsal Sevgilisinden Tokat</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/tuba-unsal-sevgilisinden-tokat.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/tuba-unsal-sevgilisinden-tokat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 08:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=698</guid>
		<description><![CDATA[Murat Pilevneli, iki buçuk ay önce, sevgilisi Tuba Ünsal için dört yıllık eşinden boşandı. Zorlu başlayan ilişkide önceki gece, bıçak kemiğe dayandı. Pilevneli sokakta kontrolünü kaybetti. Ünsal’ı iki kez tokatladı
Milliyet Cadde&#8217;de yer alan habere göre;  Çift, önceki gece Sezen Aksu’nun oğlu Mithat Can’ın işlettiği 11.11’e eğlenmeye gitti. Mekanda Pilevneli’nin bir kavgaya karıştığı iddia edildi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Murat Pilevneli, iki buçuk ay önce, sevgilisi Tuba Ünsal için dört yıllık eşinden boşandı. Zorlu başlayan ilişkide önceki gece, bıçak kemiğe dayandı. Pilevneli sokakta kontrolünü kaybetti. Ünsal’ı iki kez tokatladı</p>
<p>Milliyet Cadde&#8217;de yer alan habere göre;  Çift, önceki gece Sezen Aksu’nun oğlu Mithat Can’ın işlettiği 11.11’e eğlenmeye gitti. Mekanda Pilevneli’nin bir kavgaya karıştığı iddia edildi.  Fakat 11.11 yetkilileri iddiayı kabul etmedi.  </p>
<p>Çıkışta gözündeki morluk dikkat çeken Pilevneli, sevgilisiyle Odakule’nin önünde tartışmaya başladı. Sağanak yağmura rağmen süren   tartışmanın dozu gittikçe arttı.</p>
<p>Tuba Ünsal’ın ettiği bir söz, gerilimi yükseltti. Görgü tanıklarına göre Pilevneli “Bu hale senin için geldim!” diye bağırdı ve  sevgilisine tokat attı.</p>
<p>Öfkelenen Ünsal’ın tepkisi sonrası  Pilevneli’den bir tokat daha geldi.       </p>
<p>Sonunda Ünsal, sevgilisinin  yanından ağlayarak ayrılıp, bir taksiye binerek uzaklaştı  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/tuba-unsal-sevgilisinden-tokat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ajda Pekkan Neden Ağladı</title>
		<link>http://www.muhabbete.net/ajda-pekkan-neden-agladi.html</link>
		<comments>http://www.muhabbete.net/ajda-pekkan-neden-agladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 08:51:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhabbete.net/?p=696</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz akşam arkadaş grubuyla Serpil Benay&#8217;ı dinlemeye giden Ajda Pekkan, &#8216;Özledim&#8217; şarkısının çalmasıyla birlikte kendini dışarı atıp gözyaşlarına boğuldu. Ayakligazete.com&#8217;un haberine göre, çok sevdiği köpeğinin zehirlenerek öldürüldüğünü söyleyen süper star konuşurken gözyaşlarına hakim olamadı.
&#8216;KÖPEĞİMİ ÖLDÜRDÜLER&#8217;
Acısının büyük olduğunu söyleyen Ajda Pekkan, &#8216;Köpeğim öldü. Zehirleyerek öldürdüler köpeğimi bu yüzden çok üzgünüm. Ben her zaman hayvanlar korunsun diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz akşam arkadaş grubuyla Serpil Benay&#8217;ı dinlemeye giden Ajda Pekkan, &#8216;Özledim&#8217; şarkısının çalmasıyla birlikte kendini dışarı atıp gözyaşlarına boğuldu. Ayakligazete.com&#8217;un haberine göre, çok sevdiği köpeğinin zehirlenerek öldürüldüğünü söyleyen süper star konuşurken gözyaşlarına hakim olamadı.</p>
<p>&#8216;KÖPEĞİMİ ÖLDÜRDÜLER&#8217;</p>
<p>Acısının büyük olduğunu söyleyen Ajda Pekkan, &#8216;Köpeğim öldü. Zehirleyerek öldürdüler köpeğimi bu yüzden çok üzgünüm. Ben her zaman hayvanlar korunsun diye uğraşıyorum ama artık ne yapacağımı şaşırdım. Evladım gibiydi benim. Benim hayvanlarıma baktığım bir yerim var, orada kapı açıkken dışarı çıkan köpeğimi zehirlediler. Aklıma geldikçe duygulanıp ağlıyorum&#8217; dedi.</p>
<p>Yeni bir köpek edinmeyeceğini söyleyen Ajda Pekkan, &#8216;Zaten bütün hayvanlar bizim. Ama bu duruma Belediyeler de bir şey yapamıyor çünkü insanlar hayvanları sevmiyor. Önce bunu öğretmek istiyorum ben. Bu konuda bir televizyon programı yapmak istiyorum&#8217; dedi. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhabbete.net/ajda-pekkan-neden-agladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
